![]() |
|
| Anasayfa | ARA SIRA |
|
ÖRTÜLÜ FAŞİZME DUR DEME ZAMANI ! HAYDİ SOKAĞA, HAYDİ DEMOKRATİK VATANDAŞlIK HAKLARINI KULLANMAYA! Anavatandan ve dışarıdan ‘bu gidişata bir dur diyecek yok mu? ‘ sesleri ve çığlıkları yükseliyor. Fazıl Say’ın çığlığı neredeyse boğuldu. Muhalif sesler birer birer susturuluyor. Türkiye demokratik maskeli zorbalıkdan hızla yeni bir faşizme doğru yol alıyor. Ülkeyi, devleti ve kurumları, masonlarla işbirliği içerisindeki işbirlikci, gerici-bölücü güçler tümden ele geçiriyorlar ve geçirmekteler. Kimi sol-liberal aydınlar ve gruplar İran'da yaşananları unutmuşcasına, AKP dünmeninde kendilerini demokrasi hayali kaptırmış, halkımıza ve ülkemize ihanet ettiklerinin farkında değiller. Emperyalizm ve yerli işbirlikcileri hep birlikte zaten kemirip bitirdikleri ve iskelete çevirdikleri Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne son darbe vurmak üzereler. Türban dayatması bu işin örtüsü. Bu güne kadar hiç kimse kamu alanı dışında türban yada başka bir giysisinden ötürü baskı görmedi. Özgürlük gibi kutsal bir değer ve istemi masum rollerine bürünerek, özgürlükleri boğmak için kullanılıyorlar. Türban yasağının kamu alanından kaldırılıarak, ülkemiz ve milletimiz, esir alınıp köleleştirilmek istenmektedir. Bir gurubun diğerlerini baskı ve şantajla esir alma ve kendine benzetme diktatörlüğüdür. Bu açıkca ülkemize ve milletimize dayatma ve darbedir. Bu darbe emperyalist batının darbesidir. Komşumuz İran ve de Irak gerçeği bu durumu anlaşılır kılmak ve de göstermek için yeterli değil mi? Evet korkumuz derindir. Korkmak için sayısız nedenimiz vardır. Bu bilim ve teknoloji çağında karalara bürünmenin mantıksızlığı nedir? Kim kimi tekrardan köleleştirmek istemektedir? Köleliğe bu kadar heveslenmenin anlamı nedir? İhaneti ve satılmışlığı türbanla kapama hilesini ve çabasını anlamayanlara bir çift sözümüz var. Bari alet olmayın! Hiç olmazsa tarafsız kalın. “Ben hür doğdum hür yaşarım Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım” Bu adamlar ve bu zihniyette yetişenlerin sözden, iyi niyet gösterisinden, diyaloğ ve tartışmaktan anlamalarını beklemek ham hayaldir. Kullaştırılmış ve akılları ve fikirleri şartlandırılmış zihniyetin yapacağı, şu ya da bu gücün hizmetkarlığını soyunmaktır. Nitekin öylede yapıyorlar. Ulusal liderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün adını anmakta zorlananlar, BUSH gibi bir diktatörün, Kral Abdullah gibi bir İngiliz ve ABD işbirlikcisinin ayağına gitmekte kusur görmüyorlar. Vatan bunlar için hiç bir önemi ve değeri yoktur. Çünkü bunlar kaptı kaçtıcılıktan, aracı-tefecilikten gelme ve işportacılıkdan yetişmedirler. Toprak-su ve emek denen kutsal değerlere yabancıdırlar. İnançları sahte kalpleri kirlidir. Zavallılıklarından ve acizliklerinden çok yüzlü ve gizli gündemlidirler. Yalan ve sahtekarlık meslekleridir. Müslüman görünmelerinin nedeni, inanları yönetmek içindir. Tıpkı karılarının başlarına geçirttikleri başörtüsü gibi birer maskedir. Bunlar, BOP denen şeytani ve uğursuz planın ortağıdırlar. Milyonlarca, Bosnalının, Afganlının, Filistinlinin, Iraklı müslümanın insanın katillerinin ortağıdırlar. Bunlar kan ve petrolla beslenmektedir. Bunlarda, onur-haysiyet, şeref acıma ne gezer! Ar damarını yitirenlerden arlanma beklemek boşunadır. Tarihin cilvesine bakınız ki; eşkiyacılık dünyaya hüküm salmış. Dünya tek bir ahtapot kılıklı canavara teslim olmuş. Bu öyle bir ahtopot ki; salt insanları ve canlıları yeyip bitirmiyor, havayı, suyu, toprağı ve hatta ışığıda kirletip bitiriyor.
Bu gidişe bir dur diyecek mutlaka var ve hep var olacaktır. O birileri de; BEN, SEN, O ve BİZ ve de bizden sonra gelecek olanlardır. Acil ve kaçınılmaz olarak, Laik Cumhuriyete, Sosyal ve Hukuk Devletine sahip çıkma, ülkenin ve milletin birliği ve bölünmezliğini, vatanın bağımsızlığını savunma, FAŞİZME GEÇİT VERMEMEK VE DUR DEMEK İÇİN ortak tepki verme zamanı. Türkiye, ikinci emperyalist paylaşım ve yıkım savaşından bu güne, rotası limana ters yol almaya devam ettirilen bir gemi durumundadır. Kaptanı ve mürabatı teslim alınmış bir geminin yolcuları olarak, isyan çıkarma ve korsanları gemiden kovmak durumu ile karşı karşıyayız. Türkiye yi yıkmanın zamanının geldiğine karar verip nota veren ‘şeytan cephesi’ ne ve onların vurucu ve koruyucu gücü batı emperyalizmine hak ettiği dersi vermeliyiz. Geçen yıl olduğu gibi, sokaklara, alanlara akan milyonlara milyonlar katarak meşru müdafa hakkını kullanmanın tam zamanı. 'Cumhuriyet dönemlerinde doğup büyümüş birkaç kuşağın birden ayağa kalkma ve 'Yıktırmayız' diye haykırma günüdür.' Bugün kolay ve zahmetsiz olan bu şerefli ve onurlu tepkiyi vermeyenler, yarın öbür gün çaresizliğin girdabında kahrolacaklardır. Söz bitti, şimdi eylem zamanı! Mustafa Kemal Atatürk Türkiye’sinin ve çağdaş dünyanın bir neferi olan, her sorumlu ve duyarlı Türk vatandaşın, sadece sözle değil, demokratik hakkını kullanarak, sokakları meydanları, millet meclisini, halkın ne kadar temsil edildiği kuruluş varsa onların etrafında etten duvar örme ve DUR ! deme zamanıdır. Dünyanın ezilen ve sömürülen halklarına örnek olacak eylemlilikleri hayata geçirip, haramilere hakettikleri dersi vermelidir. Türkiye ve Türk Milleti, soroslara, rantçılara, petrol şehlerine ve yardakçılarına ve de eşkiyaya teslim olacak kadar yüreksiz ve cahil değildir. Geçen yıl sokaklara, alanlara akan milyonlar bir uyarı vermiş idi. Bu kez milyonlara milyon katarak üzerimize çöken karabulutları püskürtebiliriz. Yeterli söz söylendi, şimdi eylem ve itaatsizlik zamanı. Demokrasi maskeli zorbalığın maskesini düşürmek üzere anayasal kurumları görevlerini ve yetkilerini kullanmak üzere harakete geçmelerini isteme ve faşizme DUR! deme zamanı. Bu memleket bizimdir, bizim kalacak. |
İftar Yemeğini, İftiraya dönüştürenler!Bu "İftar Yemeği", Alevilerin geleneğinde yoktur. Yeni olarak lanse edilen şey: Aleviler adına siyasi kararlar verme girişimidir. Bizim adımıza bizim hakkımızda karar vermek. Bu girişime bir kaç 'Alevi-Bektaşi' kuruluşu ve kişisini alarak haklılık çıkarma girişimidir. Siyasi bir karar ve girişim iyi niyet olarak göstermek doğru değildir. Bilimsel ve meşru istem ve hakların önüne geçmek ve kendi bildiğini dayatmak için girişilmiş bir harakettir. Alevi -Bektaşilere rağmen ( çoğunluğu ve ana gövdeyi karşısına alarak ve hatta onu haksız duruma düşürmek isteyerek ) girişilmiş bir hileli hakakettir. Abdal Musa Vakfı belki iyi niyet göstergesi olarak bu oyuna alet olmuş olabilir(!) Bilimsel çalışmaların önünü açacağını söylemesi, bu uğursuz vakayı hafifletmeye yönelik bir tepkidir. "Bütün bu gelişmeler kapalı kapılar ardında kotarılıp, ABDAL MUSA DERGAHI’NIN bulunduğu Tekke Köyünde kurulmuş olan , tüm aleviler adına sahibi ve koruyucusu durumundaki ABDAL MUSA KÜLTÜRÜNÜ ARAŞTIRMA VE YAŞATMA DERNEĞİ, Dergah POSTNİŞİNİ Hüseyin Eriş Baba, köylüler, tüm Alevi kurum ve kuruluşların bilgisi dahilinde olmayan bu çalışmaların asıl amaçları halen gizli kalmıştır. Kısacası geçen hafta kamuoyunu meşgul eden "iftar" ile ABDAL MUSA KÜLTÜRÜNÜ ARAŞTIRMA VE YAŞATMA DERNEĞİ, Dergah POSTNİŞİNİ Hüseyin Eriş Baba ve Tekke köylülerinin hiç bir ilgisi yoktur. " ABF basin açıklamasında işaret edildiği üzere İftar Yemeğini düzenleyen kişi ve kurumun Abdal Musa Dergahı ile ilişkisi yoktur. Bakınız: http://www.alevifederasyonu.com/ Alevi-Bektaşileri ( inanç ve gelenek boyutunda ) temsil eden kişi ve kuruluşlar Seydi Ocakları ve Bektaşi Babalarıdır. Her kim giriştiği bir harakette samimi olmak istiyorsa, önce bu 12 Seydi Ocak temsilcileri ve Bektaşi Babaları muhattap alınır. Yok şu vakıf yok bu milletvekili muhattap alınarak değil. Hacım Sultan Ocağı Evladı. |
|
Bir tek açıktan işgal edilmediği kaldı, Ülkemiz Türkiye’nin!Türkiye’de son gelişmeler çok vahim. Osmanlı’nın son dönemini andırıyor! Siyasi partileri, milletmeclisi, uluslararası dış ilişkileri, ulusal değerleri, universiteleri, medyası yüzde %80 işgal altında. Bir tek açıktan işgal edilmediği kaldı. Bu durumda kahrolmamak ve isyan etmemek elde değil. Belki abartıyorum ama, 'böyle de olmazki!' böylede yönetilmezki! Dedirtiyor insana. Aldı başını gidiyor, insan hakları, demokrasi özgürlükler falan filan çıgırtkanlıkları….. Teröre ve teröriste, tavır almayan her kim olursa olsun, insan hakları ve özgürlükleri ağzına almaya hakkı yoktur. Yanı başımızda komşumuz Irak işgal edildi. Yagmalandı. Yıkıldı. 2 milyondan fazla insan katedildi! BOB ve GOP planlari yürürlükte. Iran, Suriye açık tehdit altında. Filstin ve Lübnanda sürekli kan akıyor. Araplar köleleştirilmek istenirken, Kürtler (!) sözüm ona özgürleştirilmeye çalışılıyor. Ortak kanı o ki, Kurdistan isimli ikinci bir İsrail yaratılmaya çalışılıyor. Kendi halkının menfaatini düşünmeyen, uluslararası ilhakcı ve de doymak nedir bilmeyen ulusötesi sermayeye peşkeş çeken, ulusal değerleri yok pahasına satan, ülkesinde yabancıya birinci sınıf, kendi vatandaşına ikinci sınıf muamelesi yaşatan bir siyası iktidar milli olabilirmi? Uluslararası ilişkilerde karşılıklı çıkar ilişkilerinin yerine, tek yanlı ‘Ver kurtul!” mantıgı ile ülkeyi peşkeş çeken bir iktidar ve zihniyet, halkın iradesini temsil etme şöyle dursun, efendisine kul-köle bir iktidar bagımsız olabilir mi? Olsa olsa bu iktidar ve zihniyet gayri milli olur. Haklı iken haksız durumuna konmak! Kendi meşru haklarını kullanamayan ve sürekli geçiktirilen ve oyalanan bir Türkiye ile karşı karşıyayız. Sınırlarını korumaya çalışırken tecavüze uğrayan, halk üzerinde terör estiren ve kendi gayri meşru hukukunu uygulayan bir besleme örgüte karşı 20 yıldan fazla bir süredir 40 binden fazla cana mal olan bir bela ile başbaşa olan bir ülke ve devlet, dostlarının ihaneti ve çıkar oyunlarının kurbanı durumunda kıvranıp durmaktadır. Hem suçlu ve hemde masum rolünü bu kadar kolay oynayabilen bir başka örgüt varmı bu dünyada bilemiyorum. ABD askerleri Permergelerle birlikte “Binladin teröristlerine” ( ABD bir ülkeye saldırma mı istiyor! Hemen terörü bahane ediyor! Bin Ladin ve çetesini besleyen ve yaratan kendisi değil mi?) karşı ortak tatbikat –operasyon yapıyormuş (!) ilerde Türkiyeye karşı ilhakın operasyonları için hazırlık olmasın? Nasıl olsa ülke içinde ve sınırda işbirliğine yani taşoranlığa hazır deneyimli bir kontra gücü hazır. Bu gücün siyasi uzantıları meclisde, ülkenin her yerinde örgütlü ve destekliler! Sol maskeli ihanet çephesi, emperyalist haydutların hizmetindeler! Kendine sosyalist, demokrat ve hatta yurtsever yaftası takan, partiler, kuruluşlar dolaylı-dolayssız bu ihanet şebekesine moral ve lojistik destek sunuyorlar. Kendi ülkesine ve devletine bu kadar yabancılaştırılmış ve de düşmanlaştırılmış bir başka sol var mı? Emperyalist batının solcuları hatta komünistleri bile emperyalist çıkarları dahi olsa milliyetcidirler(!). 2ci. Enternasyonalin Birinci Dünya savaşında kendi ülkelerinin cephesinde savaşa katılma kararı almadılarmı? Ya bizim solcular! Çok enternasyonalistler ya! O agızlarına doladıkları enternasyonalistlerileri gereği, eemperyalizmin oyununa alet olmaktan öte geçemeyip, emperyalist elebaşları ile yer yer aynı saflarda yürüyüp 'demokrasi ve özgürlük' yürüyüşüne katılıyorlar. Bu solcular, vatanına suyuna ve aşına zehir katıp ihanet etmeyi marifet sanıyor. Devlet ve Atatürk düşmanlığını devrimcilik (!), ülke ve bayrak sevgisizliğini ise sosyalistlik (!) diye satmaktalar yada sanmaktalar. Emperyalist haydutların ve onların uluslarötesi sermayedarlarının çıkarları için yurtdaşı olduğu kendi askerine ve kardeşine namluyu doğrultup haince pusu kuran eşkiyayı desteklemekten ve korumaktan geri durmuyor.. Bu hain çabalarınada; özgürlük ve adalet olarak inanıyor ve genç insanları inandırmayı başarıyorlar. Siz kim, özgürlük ve adalet kim! Siz kim, emek mücadelesi kim? Bırakın o musallat olduğunun işçi ve emek örgütlerini, önce kendi kendilerinin farkına varsınlar. Sonra da ihtiyaçları olursa size danışırlar! Onlarca yıldır varsınız ve sözüm ona mücadele veriyorsunz... Hani kazanımlarınız? Vardığınız yer AKP ve PKK, Talabani Barzani yandaşlığı ve hatta Fetullah Gülen yandaşlığı. Daha ilerisini söyleyelim ABD, İsrail, AB yandaşlığı ve de işbirliği. Biliyorum ki itiraz edecekler çıkacaktır. Benim cevabım şu; “İştir aynası kişinin, lafa bakılmaz!” Bogulmak istenen Milliyetcilik! Yurtseverleri ve ulusalcıları şövenlikle ve hatta dahada ileri giderek ırkçılıkla suçlayan sol, ve emperyalizmden demokrasi ve özgürlük bekleyen liberaller ( ki bu şuçlamalar önce Avrupa başlıyor sonra Türkiyede ses buluyor) ilk defa haklı bir milliyetci tepki ve duruş geliştiriyor, bayrak ilk defa emekçilerin ve halkın elinde dalgalanıyor, ABD ve AB emperyalizmi hedef alınıyor, emperyalizmim oyuncagı olmuş milliyetcilik ve ırkcılık yanlızlaştırılıyor, bu duruma sevineceklerine karalama yaparak ülkeye halka olan inançsızlıklarını dile getiriyorlar. Sormak lazım. Sahi siz neyin kavgasını veriyorsunuz? Kurtuluş savaşına ve önderi Mustafa Kemale sahip çıkmıyorsunuz. Cumhuriyete ve Laik Sosyal devletede sahip çıkmıyorsunuz. Peki siz neye sahip çıkıyorsunuz? Sahip çıktığınız bir miras varmı? Mustafa Kemale sahip çıkmayanlar ‘kurtarıcı’ olarak BUSH’a sahip çıkarlar! Düşüncesi ve eylemi açık olanlardan korkmayacasın. Kendini gizleyenden korkacaksın. Helede bu aptalca ve sinsice ise, dahada vahim. DTP-PKKnin siyasi kolu olarak niyetini gizlemiyor. Bir yandan namus yemini ederken, diğer yandan ettiği yeminleri unutturup edip takkiyecilige başvuruyor. Bugün dediğini öbürgün inkarediyor. Sonrada kalkıp Zana ağzı ile namustan, onurdan dem vuruyor. Emperyalizmin oyuncağı ve uşaklığına soyunursan olacağın bu. Her fırsatta bu kendini bilmez, Aga -Şeh yetiştirmeleri ve uşakları, 'kardeşlik adına' bizi arkadan hancerliyor! Birliğimize ve dirliğimizi bozarak ve ayrı devlet olmak istiyor! Türkmeni- Kürtten, Arabı -Süryaniden, Ermeniyi-Rumdan, Çingeneyi-Yörükten, Çerkezi-Tatardan, Arnavutu-Boşnaktan vb. ayırarak yeniden bir ulus yaratmaya çabalıyorlar. Kimin stratejisi uygulanıyor ve kimin değirmenine su taşınıyor? Tabi o taptıkları İngiliz, Fransız ve Amerikan emperyalistlerinin ve bir de Arap gericilerinin. “Halkların kardeşliği” gibi masumane bir söylemle, fiili olarak Türkiye iki hatta çokuluslu bir ülke ve devlet hayali yaratılarak ülke bölünüp parçalanmasının zenini oluşturuluyor. Ortak dil ve ortak ülke! Ortak Dilimiz dün, Osmanlıca idi, bugün de Türkçe. Çok etnikli ve çeşitli dinsel ve de kültürel bir yapıya sahip olan Türkiye Cumhuriyeti devletinde, aynı bayrak altında aynı vatandaşlık haklarına sahip olan ve bir ulus-millet olarak, doğaldırki değişen ve ilerliyen dönemlerde sorunları olacaktır. Dün sorun olmayan şey bugün sorun olarak karşınıza çıkar. Bugün sorun olan şeyde yarın sorun olmaktan çıkabilir. Etnik ve kültürel vb. gibi sorunlar, aynı çatı altında çözümlenebilir. Nihayet, ister iç, isterse dış etmenlerin sonucu olsun, bu istemlerin karşılığı verilir, ki verilmeye de başlanmıştır. Amaç üzüm yolmakmı, yoksa bağcıyımı döğmek mi? Anti-Emperyalist olmayan kisi milliyetci değildir! İşgal edilmiş bir Osmanlıdan geriye kalan topraklarda milli bir mücadele ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti bagımsız bir devlet olarak kuruldu. Laik-demokrat-sosyal ve halkçı bir felsefi temellerde kurulan bu devlet, tarihin cilvesine bakın ki, tekrar aynı güçlerce boğulmak ve teslim alınmakta. Yeniden bir kurtuluş mücadelesi ile karşı karşıyayız. Saflar tekrardan ayrışmakta. Zaman ve koşullar farklı olsada, sanki tarih tekrar tekerrür ediyor. Ama kazanan yine insanlık ve biz olacağız! Gayri insani vahşi kapitalizm ve onların oyunları bozguna uğrayacaktır. Ya istiklal, ya kölelik! Ya özgürlük, ya ölüm! Bugün birincil esas sorun; Ulus devlete ve vatana sahip çıkma ve koruyup güçlendirme sorunudur. Emperyalizmin ve siyonizmin boyunduruğundan tamamen kurtulma ve kendi ayakları üzerine duran, bağımsız bir ülke olma sorunudur. Emperyalizmim stratejik hedeflerine ve emellerine hizmet eden dinsel ve etnik soslu bölücü ve yıkıcı tehlike ile mücadele sorunudur ki bu sorun et-tırnak gibi içiçedir ve de itifak halindedirler. İkincil sorun; demokratikleşme ve siyasi gericilikle mücadele sorunudur. Laik demokratik Cumhuriyetin temellerini sağlamlaştırma meselesidir. Devletin inançlar karşısında tamamen tarafsızlaşıp laik sistemi koruma ve sağlamlaştırma sorunudur. Etnik, dinsel-mezhepsel ve kültürel hakların uyum içinde ortak bir yaşam içinde korunup yaşatılması meselesidir. Üçüncül sorun; sosyal adalet ve özgürlüklerin uygulanması ve emek sermaye çelişkisini emek lehine çözümleme sorunudur ki, bu sorun uzun soluklu bir meseledir. Emperyalizme tavır almayan ve onun ülkemizdeki varlığına yönelmeyen her haraket dolaysız olarak emperyalizme hizmet eder. Uyanın kan uykunuzdan esirler dünyası, Bu kavga emek kavgası Bu kavga hürriyet kavgasıdır! |
|
|
CHP içten ve dıştan büyük bir kuşatma altındadır! “Türkiye’de derin devlet yok derin çeteler var.” Bügün deyim yerinde ise CHP ve Baykal dıştan ve içten bir kuşatma altında bulunmaktadır. Türkiye’nin, bölgenin ve dünyanın önemli sorunları ve karışiklıkları yaşadığı günümüzde, CHP kendi sorunları ile uğraşmaktan bu sorunlarla ugrasmaya zaman bulamaz hale getirildi. Sarıgül muhalefeti ve destekcileri bir yana şimdide yönetimden muhalefet bayrakları ve kılçları çekildi. Bu haraketler CHP’yi ve ülkeyi daha ileri bir mevziye taşıyacak haraketler olsa ve gerçektende tüzük ve demokratik yarış gereği olarak işlese diyecek bir sözümüz yok. Ama iş öyle değil. Dünyayı yöneten güçlerce Türkiye’de kendilerine biat eden, ulusal-milli olmayan bir İktidar ve Muhalefet istemektedirler. Çeşitli gerekcelerle CHP’den kopan ve atılan ya da ayrılıp ( nereden buldularsa) partilerini kuran ve solu iyice parçalayan sözüm ona ‘çok yurtsever ’ kimselerde dahil, sagcı ve kariyerist şahsiyetler CHP tümden teslim almak için can atmaktalar. 22 Temmuz Genel seçimlerinde kılını kıpırtmayan bu bay ve bayanlar, bırakın halktan oy istemeyi, başlarına atadıkları ajan ve bürokratları ve ajanlar aracılığıyla bir çok il ve ilce örgütünü çalıştırmadılar. Malatya merkez ve ilçe örgütlerinde ben buna şahit oldum. Bu bay ve bayanlar gerçekten samimi iseler Dereyi geçerken at değiştirilmeyeceğini bilmeleri lazım. Yüreğinde vatan ve ülke ve halk sevgisi taşıyan her CHP li bu kritik zamanda, Baykal etrafında kenetlenmeli ve birlikte çalışmalıdır. Yok, niyetleri başka ise bir an önce kene gibi yapıştıkları koltuklarından bir an önce gitmelidirler. CHP, gerçek CHPlilerin oluncaya kadar mücadele. |
|
İşportada hazırlatılan Baba (!) Yasa! “Haddini aşan rektörler ülkede gerginlik çıkarıyor!” muş! Yanlış okumadınız. Yukarıdaki söz 20 eylül 2007 tarihli Yeni Şafak Gazetesi manşetine çıkardığı haberde, Basbakan Erdoğan’ın “Yeni Anayasa” taslağı üzerine toplumun ve kurumların temsilcilerinden gelen uyarı eleştiriler üzerine verdiği cevaplardan alıntılar. Bakalım Başbakan Erdoğan’ın görüşleri nasıl aktarılmış: “Erdoğan, anayasayı geniş katılımlı toplumsal ve kurumsal bir mutabakat ile çıkartmak istediklerini, bunun içinde hazırlanan taslak üzerinde çalışacakların ve tüm kesimlerin görüşünü aldıktan sonra Türkiye Cumhuriyeti'nin anayasası olarak TBMM'ye getireceklerini söyledi.” “Başörtüsü siyasi bir simge değildir” “Başörtülü bir kadının toplumda baskı unsuru olduğunu ifade etmenin din ve vicdan özgürlüğüne saygısızlık olduğunu düşünüyorum.” “Biz AK Parti anayasası yapmıyoruz, biz Türkiye Cumhuriyeti anayasası yapmak için bu yola koyulduk” “Hiç aceleye getirmeden tartıştıktan sonra herkesin onayını aldıktan sonra, olgunlaştırdıktan sonra TBMM'ne yeni bir anayasa teklifi olarak götürülecektir.” “Özgürlükçü anayasa hazırlama ideali içindeyiz. Katkıları alırız, halkımıza sunarız, halkımız hayır di-yorsa mevcut anayasa ile devam ederiz. Evet diyorsa yeni anayasa ile devam ederiz” Sayın Başbakan Erdoğanın, demogoji üretme ve konuyu çarpıtma konusunda üzerine diyecek yoktur. Sayın Erdoğan, sokaktan yetişme geleneğinden olsa gerek, lafın ve sözün altında kalmamak için, sattığı malın sahte ve eskimiş bir mal olduğunu alıcısına inandırmak için dil döken bir işportacının harcadığı çabasına benziyor. Hem toplumsal mutakabattan ve en geniş kesmin onayını almaktan sözedeceksiniz ve hemde, gelen eleştirileri, “herkes kendi işine baksın!” tenkiti ile susturmaya, sindirmeye ve onaylatmaya çalışacaksınız. Hem “Türkiyenin yeni Anayasası”nı hazırlattığınızı söyleyeceksiniz, hemde siyasi parti vb. toplumun çeşitli kesimlerinin temsilcilerini atlayarak oldu bittiye getirtip seçmene onaylattırmaya çalışacaksınız. Türban konusuna gelince; bu olayın siyasi bir simge olduğunu gizleyip meseleyi başörtüsü olarak yutturacaksınız. Bugüne kadar Türkiyede kaç türbanlı kadın baskı gördü? Bir tane örneğiniz varmı? Yok! Ama, Amerika da bir konferansta Yalçın Doğan’ın, “Anadolu’da oruç ayında içki yasaklanıyor!” uyarısına laf yetiştiren, Fehmi Koru gibi Bilderberg müşterisi bir yazar, “Yok öyle bir şey bunlar münferit” diyebiliyor. Bugüne kadar kimlerin inanç özgürlüğü engellendi? O malumunuz. Hem kendinden olmayanı baskı altına alacaksın hemde “yavuz hırsız” misali üstün geleceksin. Pişkinliğin bu kadarına da pes dogrusu. Laik bir devlette herkese eşit davranmak ve adil olmak için önlemler ve yaptırımlar getirilir. Türkiye Cumhuriyeti devletinde, yasalara ve kurumlara ragmen sokak yine bildiğini okusada, en azından bir yasal güvencesi vardı vatandaşların. En azından yasalar ve kurumlar bireyi cemaat ve toplum karşısında koruyordu. Yüzlerce filmin ve kitabın konusu olan bu mesele ne cabukda unutulu verdi.! Toplum ve birey ilişkisi yerine, kul ve efendi ilişkisi geçiren bu ortaçağ zihniyetini anlamak için, değil Anadolu’ya gitmek, İatanbul’un göbeğinde aramak yetiyor. Ezanda hazırola geçmek, Ramazan’da içki satmamak, yani kısaca saygı adına, oruçlu olanlara tabi olmak!
“Batı’da Türban serbest ! ” olduğu meselesine gelince; Başbakan bildiğinden mi yoksa gerçekleri çarpımak için mi böyle konuşuyor. Nasıl olsa okumayan, araştırmayan ve düşünmeyen milyonlarca seçmen. Ne söylersen yutar diye düşündüğü için mi böyle konuşuyor. Batıda ruhbanlılar kesmi var. Rahibeler ve bunlar tamamen toplumdan izole olmuş bir kesim. Değil kamu alanında sokakta bile yoklar. Her şeyden evel, Batının kendi atrı kültürel degerleri ve tarihi var ve de bizim tarihimiz ve kültürel degerlerimizden farklı. İkincisi onların nufusunun % 95 hiristiyan bizde ise % 95 müslüman. Madem batıyı çok örnek alıyorsunuz, o halde değiştirin başörtünüzü. Onlar gibi olun! Olmaz!. Orası başka.!...... Sonra onlarda bu konun yani Türban sorun olmadığını niye gizliyorsunuz? Fransa, Hollanda vb. Avrupa ülkelerinde de Türban siyasi bir simge olarak kabul görüyor. Fransadaki protesto gösterileri ne çabuk unutuldu. Hazırlanmak istenen bu Anayasa 12 Eylül Anayasasından daha gerici ve baskıcı bir Anayasadır. Bu bir kölelik Anayasasının dayatılarak seçmene kabul ettirilmesidir. Bu anayasa, millet kavramı yerine cemaat, vatandaş yerine kul kimliğini dayatmaktadır. İnanç ve düşünce özgürlüğünü bireyin vicdanı sorunu olma alanından alıp, devletin ve toplumun etki alanına hapsetmek istenmektedir. Demokrasi insan hakları ve özgürlükler bunun neresinde? Sayın Başbakan! Hazırlattığınız Anayasa değil Anayasa, Babayasa da olsa değişmeye mahkum! Sayın Gül, sahi siz kimin Cumhurbaşkanı'sınız? Sayın Cumhurbaşkanı, Sırtınızı dış güçlere dayayarak, dayatma, korku, santaj, satın alma vb. gibi gayri ahlaki destekle, Çankaya' ya çıktınız. Benim gibi, emeğiyle ve alın teri ile geçinen milyonlarca Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının Cumhurbaşkanı değilsiniz. Siz, olsa olsa Partiniz AKP’ye oy verenlerin Başkanısınız. Bu durumda Türkiye halkının yarısından azının başkanısınız. Şahsınızda bu kadar suç duyurusu ve itamın varken, siz hiç bir şey yokmuş gibi haraket ediyorsunuz. "Vallahi de billahide bu kadarına da pes dogrusu!” dedirtiyorsunuz. Masum ve magdur rolünüzü oynayarak, bize zorla Cumhurbaşkanlığınızı kabul ettirmeye çalışıyorsunuz. Bunun adına siyasi literatürde diktatörlük denmektedir. Siz, bana göre şimdilik oynanan oyun gereği, güler yüzlü naif bir potre görüntüsü veriyorsunuz. Yerinizi sağlamlaştırdıktan sonra kimbilir, gerçek yüzünüzü görme fırsatını bulacağız. İşallah bizi yanıltır da yüzümüzü 'kara' çıkarırsınız. Bizde bu durumda bir insanlık dersi almış oluruz. Ïhaneti ve zorbalığı asla içimize sindirmeyiz. Bir deyiş ile sözümüzü bağlayalım “Güvenme ey Hızır paşa Seninde çarkın kırılır O güvendiğin padişahın O da bir gün devrilir” Bir ' seçim yenilgisinin! ' ardından bazı notlar! Tobe or not tobe! 22 Temmuz 2007 Genel seçimleri ardından çok şey söyledi ve daha çok şey de söylenecek! Sonuçların çoğumuz için, "hayal kırıklığı!", " şoke olma! ", " beklenmeyen sonuçlar! " çıkarken, birileri için "hiçte supriz olmadığı (!)" görüldü. Normal olmayan, ama olması zorunlu bir seçimi arkada bıraktık. Bu seçimde halk kaybetti. Ülkemiz kaybetti. Ortadoğu ve dolaysızla dünya halkları kaybetti. 'AKP lehine seçimlere nasıl müdahale edildi? Oylarda kaydırma oldumu? Sonuçları önceden belli bir seçime niye gidildi? 'Kimler bu sonucu istedi?' vb. gibi soruların cevapları aranmaya ve bulunmaya çalışılıyor! İlerde cevaplarını bulacağımız bu taríhi olaya bende kendi küçük çephemde olanları kısaca değerlendirip, genele katkı olacagını düşündüğüm görüşlerimi paylaşmak istiyorum. Malatya'da seçim öncesi ve sonrası izlenimlerimi ve değerlendirmemi bir başka yazıda ele alacağım. Hekimhan’da kazandık! Malatya’da kaybettik! Cumhuriyetin ve temel direklerinin tehlikeye girmesini sezinleyen ve gören seçmen, Cumhuriyete ve ulusal önderimiz Mustafa Kemale sahip çıkarak tercih yaptı. Köyümüzde 487 seçmenden 467 sinin iki sandıkda oy kullandığı seçimde, oyun 10’u geçersiz sayıldığı. 8 bagımsıza, 1 Genç Parti’ye, 1 İşçi Partisi’ne, 4 MHP’ye, 4 AKP’ye ve diğer kalan 449 oyda CHP’ye çıktı. Hekimhan ve Arguvan ilçelrinde Alevilerin oyların %90-95 şi oylarını CHP ye verildi. Malatyada CHP geçen seçimlere nazaran oyunu Merkez dışında artırarak korudu. MHP yükseliş yaptı ancak %10 seçim barajını il düzeyinde geçemeyince oylar AKP yaradı. AKP oylarin %67 aldi. Geçen seçimde 57.287 oyla 2 milletvekili çıkaran CHP bu kez 68 bin küsür oy almasına rağmen bir milletvekili gönderdi. Dinime söğen bari Müslüman olsa! Seçim sonuçları da gösterdiki, Malatya’da önümüzde iki seçenek vardı. Bu seçenek ya CHP yada AKP idi. Bunun dışında hangi partinin ne savunup ne yapabileceği detayına girmeden sonuçlardan haraketle gördükki; uyarılarımıza rağmen ' daha fazla demokrasi ve özgürlükler' adına diğer partilere ve bagımsız adaylara çalışanlar, CHP nin gücünü kırarak AKP'nin güçlü olarak çıkmasına yaradı. Mesale, Kürtlerden oy alamayan bagımsız aday Mustafa Türk, Alevi ve sol oylarla yetindi. Geçen seçimlerde 13 bin küsür oy alan itifakcılar bu kez 5 bin küsürle sınırlı kaldılar. Bu yenilgilerini anlayamayan sekter ve sorumsuz kişiler ve guruplar AKP’nin başarısına ve dolaysıyla CHP’nin yenilgisine sevindiler! CHP ' yi eleştirmek, yerden yere vurmak için sayısız neden var. Ancak gerçekci olalım. AKP karşısında CHP dışında başka bir muhalif bir parti ve güçde yoktu. Seçim sonrası daha berrak anlaşıldıki; CHP kendini sözde değil özde yenileyip güçlendirmeli, milli-ulusal ve halkçı ve de devrimci yapısına kavuşması gerekmektedir. Şayet CHP bu dönüşüm ve değişimi yapamazsa bu partinin yerini yeni bir oluşum dolduracaktır. Milliyetci olan kim? Emperyalizme karşı yüksellen milliyetci dalgayı arkalarına alan, emperyalizme teslim olmuş AKP demokratlığı ve müslümanlığı, ırkçı – şeriatcı MHP milliyetciliği, düşmanlık ve kinle beslenen etnik (ırkçı)Kürt milliyetciliğine sarılan DTP nin bagımsız adayları bu seçimlerin galipleri olmuştur. Seçimler öncesi ve sonrasında görüldü ki; , ne MHP ve ne de DTP milliyetciliği gerçek bir milliyetcilik. Her iki akımda, siyaset sahnesine çıktıkları ve buğünkü geldikleri yer ve üzerlerine aldıkları misyon gereği, ABD’ nin Yeni Dünya düzenininde piyon olduklarını kanıtlamaktadırlar.. Her iki akımda ABD nin stratejik ortaklarıdır! Her iki akımda Allah adına, insanın insana kul ve köleliğini içselleştirmiş şeriatcılıkla barışıklardır. Her iki akımda emperyalizme hizmette kusur etmemektedir. Her iki akımda ırkçıdırlar. Dolaysıyla sahte milliyecidir. Milleti etnik ve ırk ayrımlarına göre bölerek ulus devleti ve ülkeyi zayıflatmaktadırlar. Kendi milletini ve ülkesinin çıkarlarını bir emperyal güce ve uluslarası sömürgeci sermayeye peşkeş çekmektedir. Milliyetci-Ulusalcı sol (*) olmak, yada olmamak! Gerçek milliyetcilik, aynı zamanda yurtseverliktir. Ülkesini, ve halkını ezdirmemektir. Bir başka ülke ve milletle karşılıklı menfaat ilişkileri ile dost olmaktır. Benim anladığım gerçek milliyetcilik: - Mustafa Kemallerin, Nazım Hikmetlerin, Deniz Gezmişlerin milliyetciliğidir. - Irk ve etnisite ayrıcalığı gözetmeyen bir milliyetciliktir. Ayrıştıran değil birleştiren bir milliyetciliktir. - Bagımsızlığı,devletin tarafsızlığını, demokratik-çağdaş ve sosyal-halkçılığı savunan ve uygulayan bir milliyetciliktir. - Kendisi ve komşuları ve de dünya ile barışık, adil ve dayanışmacı bir dünya isteyen bir milliyetciliktir. Kısaca solcu olmaksa; - Emekten yana olmaktır. - Emperyalizme-kapitalizme karşı olmaktır - Bencilliğe karşı toplumculuğu savunmaktır - Haksızlığa ve zulme karşı adalet ve hak eşitliğinden yana olmaktır - Laik-sosyal ve halkcı bir devletten ve yönetimden yana olmaktır - Bagımsızlık ve özgürlükten yana olmaktır Olmak ya da olmamak! Bütün mesele bu. Ya özgürce , sömürmeden ve sömürülmeden insanca hakca yaşamak yada, kölelik ve esaretin boyunduruğunu kabullenip yok olmak! Seçim sizin! * ulusal sol kavramı ile almanların emperyalist ve ırkçı ulusal milliyetcilikleri ( Nasyonal Sosyalist ) karıştırılmaktadır. Benim anladığım emperyalizme karşı milliyetci sol duruştur. 16 Agustos 2007 Amsterdam/Hollanda Köyde Deli Var! 'Nereden çıktı bu haber?' demeyin. Bekçi Halil şu duyuru ile herkesi çıkan yangını söndürmeye çağırdı. 26 Mayıs 2007 Aydın Şimşek “Geleceğin dünyası sevginin, barışın ve emeğin kazanacağı bir dünya Sulucakarahöyük Gazetesi Sol, bu ülkenin vicdanı olabildi mi? (*) Bu ülkenin vicdanı olbilmek için öncelikle bu ülkenin bir emektarı ve vatandaşı olmak gerekir. Ülke-vatan, devlet ve halkla kavgalı bir solcu bu ülkenin vicdanını elinde tutabilir mi? Denizler ve Mahirler hiç olmasa yerli idiler. Akılarını ve vicdanlarını ortaya koydular. Hiç olmazsa gençliğin, halkin ve aydınlarının sempatisini kazanmışlardı. 12 mart darbesi ve sonrası süreçte sol bu ülkenin aklı-vicdanı olmaktan uzaklaşıp Rusyanın, Çinin Arnavutluğun, Avrupanın ve benzeri ülkelerin suyuna aktılar. Dolaysıyla, bilerek veya bilmeyerek onun bunun çıkarı için birini boğazlayan, ulusal politika üretemeyen bin bir parça bir sol. Bu sol, ABD ve batı emperyalizminin işine yarayan bir rota izledi ve 12 Eylül darbesi ve sonrası bedelini kötü ödedi. Bu süreç sonrası binlerce yürekli ve vicdanı ve aklı temiz genç insanlar, er yada geç, özü ve sözü, söylediği ile yaptığı bir olmayan bu çürük tekneleri ve kaptanlarını kendileri ile başbaşa bıraktılar. Geriye kalanlar, kastcı örgüt şefleri ve saf inançlı taraftarlar. Geçmişten öğrenemeyenler bugünü okuyamaz geleceği doğru öngöremezler! Bugünkü sol, ( İP-TKP-ÖDP-EMEP vb. ) geçmişin kötü bir tekrarıdır. Benzetmek gerekirse, 'one men show' cudurlar. Kendi okuyan kendi dinleyen bir durumdadır. Sosyalleşemeyen kişi sosyalist olabilir mi?. Çıkardıkları dergi-gazete, ve hatta TV kanallarına bakmanız yeterli. Bakmayın siz son bir kaç yıldır medyatik olduklarına ve seçimlere katılıp güç olduklarını sanmalarına. Bunlar kendi marifetleri değil. Sahi hadi bu dar kafayla meslise girdiler, ne yapacaklar? Özleleştirmeyi mi geri döndürecekler? Daha dün ABD savaş gemisi Marmaris'e demir attı. Adeta "Bize başkaldırmayın" dercesine. TKP''li bir kaç kişi hariç kimsenin çıtı çıkmadı.. Bir de hatırlarsanız galiba FOCA idi. Ülkücü gençler ABD gemisini protesto etmişti. Ne oldu bu sola? 1968 lerde solcu gençler ABD askerlerini işgalci olarak algılıyor ve onları denize döküyordu. Şimde aynı tepkiyi ülkücü gençler gösteriyor. 12 Haziran Akşam Gazetesinde çıkan haber bu durumu açıklamaya yetiyor.Eski ülkücü yaşar Okuyanla Kömünist kardesi CHP de elele verdiler. Yurtsever duruş. İster ülkücü olsun, isterse devrimci. her ikisinin aldığı tavır bir. Ha Milliyetci Türkiye, ha Bagımsız Türkiye!. Kendi söyleyeceği sözü ve buna cesaretleri ve yürekleri olmayanların yapacağı iş, başkalarının avukatlığına soyunmalarıdır. Onların gölgesinde demokrasi ve barış türküleri söyleyip nefes alabilmekteler. Türban ve PKK-terör konusunda aldıkları tutum ortadadır. Sözüm ona üçüncü bir yol izliyorlar ve bunun adı da, “Darbe ve şeriat karşıtlığı” (!). Sicilleri darbeci olanların, anti-darbecikleri hiç inandırıcı değil ! Başında bulundukları kitle örgütlerinde darbeci ve tekci marifetleri ortada iken, gericiliğe ( Ilımlı İslama) karşı sesinizin çıkmaması, 91 yılı başından bu yana işgal altında şekillendirilen ve kurulan kukla Kuzey Irak Kürt Devleti ve o zeminde siyasallaşan ve de desteklenen PKK terörizmi ve ayrılıkcılığı gün gibi ortada iken, ne anlama geliyorsa (!) ‘Halkların Kardeşliği’ solağanı ardına gizlenerek, bölge ülkelerin ve Türkiye’nin bölünüp parçalanmasına çanak tutup, ( BOB planı) emperyalizmle ve işbirlikcileri ile gizli ve açık işbirliğine girmeniz karşısında insanın doğrusu, Yahu siz hangi vicdandan bahsediyorsunuz? sorusu sormamak elde değil. Kendine ve ülkesine yabancılaşma, kimliksizleşme yada kişiliksizleşme. Değeri kendinden makul bu çatılar ve şefleri, arabesk hale soktukları, agıtlarla karışıkö o bildik türkülerini tekrarlayıp duruyorlar. Ulaşamadığı peynire ‘murdar’ diyen kedi misali, bir tek doğru ve solcu kendileri. Onlara göre, CHP işlerine gelirse sol, gelmezse düzen partisi olup çıkar. O ardından gittiğiniz DTP ve onun ardındaki güçlermi solcu ve demokrat ve de barışseverler? Takkiye ve aldatmanın allahını yapıyorlar. Bu çokbilmişlere göre siz: Cumhuriyete sahipmi çıktınız! Gericiliğe durmu dediniz! Siz darbecisiniz. İşbirlikçiliğe ve bölücülüğe ve ülke ve devlet düşmanlığına karşımısınız! Siz, şövensiniz. BOB planlarının uygulanmasının sonuçları olan Irakın bütünlüğünü savunup, kukla Kürt devletine karşımısınız! Türkmenlere arkamı çıktınız! Siz ırkçısınız. Ermeni soykırımı vb. iddialara karşımısınız! Siz inkarcı ve iflah olmaz milliyetci-ırkcısınız, Kendileri ise, masum demokrat, barışsever ve enternasyonalistler.!!! Türk olmak, yada olmamak! Uzatmayalım, kendinizi savunmanıza bile müsade etmeyen ve yargısız siyasi infaz oynayan Avrupa karşısında bir tek laf etmeyenlerin ( sadece siyasi bir kişilik ve lider olarak bir tek Perincek çıkıp, kendisine Ermeni Soykırımı yalandır dediği için mahkum eden İsviçre mahkemesinde, 'siz yalan söylüyorsunuz, tarihi tahrif ediyorsunuz, ırkçılık yapıyorsunuz, işte gerçekler, maden uygarsınız buyurun karşı tezleride hesaba katın', yönlü savunmasına karşısında sus pus olanların vicdanlarının temiz olması münkün mü?) bayrağını ve kimliğini benimseyemeyenlerin, “Hepimiz Ermeniyiz! diye haykırmaları sahtekarlık değilse nedir? Baylar, bayanlar, bu ulkenin sınırlarda yaşayan ve burayı vatan olarak benimseyen her yurttaşa Türk dedir. Bu kimliği benimsemiyorsanız açıkca ilan edin. Samimi iseniz, o taşıdığınız kimliği atın. Bir başka kimlikle ( Bazılarının var. Mesale benimde iki kimliğim var. Ama Türk kimliğimi Hollanda kimliğine tercih ederim) Alman, Fransız, Amerikan, Yunan, Ermeni vb. tercih edin. Hem kendinizi hemde bizi rahatlatın. Yok bizim işimiz intikam almak, düşmanlık etmek, onun için ‘başarana kadar biz takkiye yapacağız’ diyorsanız bir diyeceğim yok. Çevresini saran ateşin yakıcı sıcaklığını gören ve anlayan bu millet uyandı. Kıvırtıp, demogoji yapmanıza tahamülü yok. O, ağzınıza çokca sakız yaptığınız, ve bir papağan gibi tekrarlayıp durduğunuz , demokrasi, özgürlük, kardeşlik laflarınıza kanacak az saf insan kaldı. Vicdanı hür ve temiz, aklı duru ve yetkin, kalbi sevgi ve barış dolu namuslu insanları ( saf ve kandırılmışlar hariç ) ister kabul edin ister etmeyin bu pati ve örgütlerin dışında. Bu insanlar: 14 Nisan Tandoğan, 27 Nisan Hürriyeti Abide, 14 Mayıs Gündoğan, 20 Mayıs’da Samsun’da ve sonrasi Denizli’de idiler. Bu insanlar, örtülü sivil darbeci takkiyecilere ( Ilımlı İslam-Ayrılıkcı Kürt ve kaşarlı Amerikan ve Batıcı sermaye ve faşist siyasi odaklar ) DUR! dediler. Oyunu bozdular. Erbakan’ın, Erdoğan’ın, Gül’ün, Çiller’in, Agar’in ve nihayet Fetullah’ın havlusunu dama attılar. Sıra diğerlerinde. Çağdaş, laik ve dahada önemlisi milli bir duruş sergilediler. Mili bir hisse ve durusa karşı bu kin ve karalama niye? Bazı aydın solcu geçinen baylar ve bayanlar, sıkılmadan ve utanmadan AKP’yi demokrat ve milli iradeyi temsil eden olarak savundular. Ülke örtülü bir savaş halinde ve açık işgal ve çatışmayla karşı karşıya. Bu baylar ve bayanlar, özgürlüklerinin ellerinden alınacağından korkuyor. Rahat ve lüks konuşmalarınız ve haraketleriniz kısılacaksa kısılsın. Bundan ne halk ne de biz zarar görürüz. Bu ülkeye 20 yıldan beri kan ve gözyaşı akıtan, komşu ülkeler ve ABD-Batı emperyalizmle işbirliğine ve de desteğine sırtını dayamış bu lanetli örgüt PKK ve yandaşlarına arka çıkacak ve hak verecek kadar yolu şaşırmış ‘barışseverler’. Bakmayın siz onların barışseverlikle bir alakaları yok, terörü ve şiddeti kınamaya bile dilleri varmayan, agızlarından kavga lafları düşmeyenlerin barış gibi yüce bir değeri agızlarına almalarına hakları varmı?. Çalın o sahte barış ve demokrasi menifestonuzu başınıza. Bu parti ve örgütlerin içinde hala vicdanı musasebe yapma yeteneği bulunanlar, zamanla gerçekleri görüp ülkesine ve halkına zara vermekten kendilerini kurtaracaklarına inanarak bu yazıya cevap vermek zorunda hissediyorum kendimi. Ne de olsa bir 1975 den bu yana ben bu tür odakları tanığıyım. Yetmişleri ve sonrasını yaşayan biri olarak, az yada çok kimin ne olup olmadığına karar verecek kadar bir deneyim ve bilğiye sahibim. Doğru seçim ya da tercih ! Bu baskın seçimde, ABD-ABye, TUSIAD-MUSİAD, Satılık Media, ve işbirlikci bölücülere inat oylarını CHP ve DSP itifakını umut yada kurtuluş olarak gördükleri için değil, akılcı ve gerçekci bir tercih olduğu için verecekler. O cahil ve kandırılmış sandığınız halk, sizi kendinizle ve 'bağımsız' adaylarınızla başbaşa bırakacaklarından hiç kuşkum yok. Onlar bir gün elbet kendi kaderlerini ellerine alip güçlerini birleştirmeyi de becereceklerdir. Saygılarımla, A.Y.Yıldırım 26 Mayıs 2007 Amsterdam (*)Yazarın kastettiği sosyalist sol.
22 Temmuz 2007 Genel seçimleri, 20 Mayıs 2007 Solun birleşmesi yetmez!Bence Alevi örgütleri ara sıra doğru tesbitlerde de bulunuyorlar. CHP ve DSP itifakına olumlu baktıklarını ancak yetersiz bulduklarını söylüyorlar. Gerçi içerisinde DTP gibi adı demokrat olan partileri, işi gücü pravakatörlük olanları da içine alan geniş bir yelpazede duran onlarca parti ve gurubun bir araya gelmeyeceği gün gibi ortada. Geçen Meclis ve yerel seçimlerde itifak yapan partilerin kurduklarını sandıkları itifakın meyvelerini DEHAP ve devamı olan DTP topladığı aşikar. ABD-AB ci ve bölücü-ayrılıkçı milliyetcilerle, barış Demokrasi programı yaparak nereye varıldı? Ve emekçiler ne kazandı? Bunun muhasebesini bile yapmayı beceremeyenlerin başkalarına kara çalmaya hakları yoktur. DTP hariç diğerleri kullanıldı. Malatyada belediye başkanlığı seçimlerinde EMEP adayı Yıldız Koluaçığa bir tek DEHAP üyesinden oy gelmemesi ve oylarını AKP ye vermeleri gerçekte kimlerin kimlerle itifak kurduklarının göstermiyor mu? Diyeçeksinizki o kadarda degil! DTP içerisinde elbette samimi iyi niyetliler var ama bunlar binde bir. Adı sosyalist olanlar bile dogru dürüst bir birlik kuramazken, bu geniş yelpazede birlik aramak safca bir davranış. DTPliler bagımsız adaylarla meclise girecekler. Anlaşırlarsa, büyük şehirlerden sol bagımsız adaylarda meclise girmeye çalışacaklar. Ancak bugün dünün Türkiyesi çok farklı. Cumhuriyet velaiklik mitingler bir milat oldu. Dün bu partilere oy veren binlerce emekçi ve aydın tercihini bu kez CHP-DSP itifakınndan yana yapacaktır. Aleviler tercihini çoktan yaptı bile. Örgüt kastlarıda bu gerçeği anlamış olacaklar ki, bu yönde demeçler veriyorlar. Sol ve halkcı güçler, kendi parti programları ve hedeflerinden bagımsız olarak ve % 10 seçim barajı gerçeğini göz önüne aldığımızda ( barajı 4 siyasi aprtinin geçeceği tahmin ediliyor ) bırakalım barajı aşmaları bagımsız adaylarla seçime girseler bile kazanma şanslarını yitirdiklerini dolaysıyla kafa karışıklığı ve oy bölücülüğü ile filiatta AKPnin işine yarayacak. Bu durumu bilen sermeya medyası ve liberal aydınlar, gerçek sol kim, sosyal demokrasi kim? sorularına cevap bulmak için sayın liberal solcumuz UGUR URAS beyi ekrarlarına davet ederek CHP iktirarının önünü almak ve zayıplatmak için didiniyorlar. Laik ve Halkcı ( Cumhuriyetci ) rejime sahip çıkmak, bu , dökülmüş yıpratılmış, bir çok kaleleri ve gericilerle ve işbirlikci sermaye tarafından kuşatılmış ve bozulmuş, halkımıza düşmanlaştırılmış ve de yabancılaştırılmışda olsa ( varolanı da kaybetmemek için) bagımsızlığa ve laik Cumhuriyete biz sahip çıkmayacağız da kimler sahip çıkacak? Çıkmadık da ne oldu? Sonuç beterin beterini yaşadık. Kedi ülkemizin bagragını milli takımını yadsıdık. Elin yabancının bayragına özendik ve milli takımını tuttuk. Bunun adına da yurtseverlik dedik! Milliyetciliğe karşıyız derken, etnik milliyetcilerin destekcisi olduk. Bilerek ve bilmeyerek, emperyalizmin ve yerli işbirlikçilerin ve de bölücülerin fügüranıi olduk. Ve hala daha uyanmayanlar var. Degeri sadece kendinden makul solcular ve sosyalist geçinen kastlar inatla kafa karışıklığına devam ediyorlar. Sahi, bu ülkenin aydılık ve onurlu insanları BOB cu ve bölücü iktidara yeter artık dur! derken bu solcu ve sosyalist-ilerici- emekçi yandaşı partiler sendikalar, kitle örgütleri ve de aydın geçinenler ne ile meşgulduler? Daha çok demokrasi daha çok özgürlük vb. İyide bunları istemek, demokrasi ve özgürlüğün yeminli düşmanı olanların avukatlığını yapmakla ve haklarını aramakla olmaz ki! Tabiki herkes gibi bizde daha iyiye layığız. Çok şey istemekle eldekiden de olmak var. Hep devrim istemekle devrim gelmiyor. Kısmi yenilikler ve reformlarda gerekli. Bu değişiklik ve yenilikler devrimi hazırlar. Sonra devrim illada biz istediğimiz için gelmez. O sayısızca iç ve dış etmenin sonucu olarak oluşur. Bizim şablonlarımıza uysada uymasada, milyonların sokaga çıkması ve gericiliğin iktidarına dur demesi bir devrimdir. Onlarca yılın biriktirdiği, aldatmaya, haksızlığa karşı anti-emperyalist ve bagımsızlıkcı ve de halkçı bir hayırdır. Mitinglere katılan bileşimine ve dile getirdikleri sözleri okumak anlamak için yeterli değil mi?. Daha şimdi buna Beyaz Kırmızı Devrim diyoruz. Şimdi mesele bu gelişimi okumak, anlamak ve kavramaya çalışıp nasıl başarıya ulaştırabiliriz üzerine kafa yormaktır. Latin Amerikada olanları över ve alkışlarken, bizdekine yan gözle bakmanın çelişkisini anlamak mümkün mü? Cahavezi ( oda asker ) alkışlayanlar neden bizim Cahavezleri karşılarına alıyorlar? Ayrılıkları gerekce yapanlar birlik kuramazlar! Şeriatcı güçlerin örgüt, taktik ve stratejik deneyimleri bir nebze olsun bize ders olmalıdır. AKP ve Cumhurbaşkalığı seçimlerinde almış oldukları ortak tutum ortada. Kendi aralarındaki farklılıkları ve çatışmaları bir kenara bırakıp birlikte haraket etmeyi başarıyorlar. Bizse hala yok senin saçın uzun yok kaşında kara var tartışmaları ile meşguluz. Umudumuz CHP olmasada, bu seçimde oylar CHP ye akmalıdır. ABD-AB-Siyonist-İşbirlikci büyük sermaye, şeriatcı ve bölücü itifakına bu kez oylar CHP de toplanmalıdır. Biz sahip çıkarsak, CHP bize yaklaşır sahip çıkmazsak başkaları sahiplenir. Bu böyle biline. A.Y.Yıldırım
15 Mayıs 2007 27 Temmuz 2007 de seçmenler, Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimleri için sandık başına gidecek. Bildiğimiz gibi bu partiler bizleri hep hayal kırıklığına uğrattılar.
Kırmızı ve beyaz devrimin (!) devamı ve başarısı, bence bu proğrama bağlıdır. Iran, Cezair, Afganistan deneyimleri ortada. Şeriatmı ya da darbe mi? Seçim sizin. Ahmet Yalçın Yıldırım |
| başadön | |