|
|
| Alevi-Bektaşilerde İbadet biçimleri ve bir ibadet mekanı olarak Cemevi | |
Soldan sağa: Temsili resimler. Hacım Sultan, Sarı Saltuk ve Hünkar Hacı Bektaş Veli Genel anlamda Alev ilik-Bektaşilik Basında çıkan haberler önemli açıklamalar Alevilere samimiyetten uzak yaklaşım
|
Alevi-Bektaşilerde İbadet Hünkar Hacı Bektaş Velinin yolunu izleyen Alevi-Bektaşiler, ibadetlerinde doğal olarak temel kurallara ve törelere uymakla beraber, asıl olarak riyadan arınmayı ve kötülüklerden sakınmayı amaç edinirler. Bu anlamda ibadet, insanları yüceliğe götüren bir araçtır. Hedef Ali kervanına, arifler topluluğuna katılabilmek ve bunun için de özbenliğini her türlü kötülüklerden temizlemektir. Ve ma mürsilül mürseline illa mübeşşirine ve münzirin, femen amenna aslaha fela havfun aleyhim ve la hüm yahzenun. Kuran En-am suresi ayet 45 ( Peygamberleri ancak müjdeci ve uyarıcı olarak göndeririz. Kim inanır ve nefsini islah ederse, özbenliğini kötülüklerden arıtırsa onlara korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir.) Sırrı Men areften nefsimiz bildik (Nefsini bilen Allahını bilir anlamındaki hadise değiniyor) Mürşit karşısında teybeye geldik Gönül ayinesin pak edip sildik Taşradan görünür içimiz bizim -KATİBİ - Bu yola giren her kişi her hareketini ve özbenliğine ölçecektir. Kendisine zor ve kötü geleni başkasına yapmayacaktır. Elinden dilinden ve belinden gelebilecek kötülüklerden sakınacaktır. Allaha karşı manevi bir görev olan ibadeti bu koşullar içinde ve böylesi insancıl bir atmosferde yapacaktır. Sonsuz bir saygı içinde Allahın anılması ve onun kutsal buyruğuna uyulması ibadetin temelini oluşturur. İbadet insanı Allaha yakınlaştıran ve inkardan uzaklaştıran manevi bir duygu ve insanoğlunun en son yücelme noktasına doğru bir yaklaşımdır. Alevi-Bektaşi inancında bu anlamdaki ibadetin, insanın doğal yaratılışındaki fena eğilimleri giderebilmesi için, ibadete yaklaşan kişinin yaşantısı süresince merhametli ve şefkatli olması, başkalarının hakkını tanıması, verdiği söze sadık kalması, emanete hiyanet etmemesi, kadir kıymet bilmesi, kin ve düşmanlığı benliğinden kovması, haset ve fesattan yüz çevirip sevgiye yönelmesi gereklidir. Alevi-Bektaşiler, dar ve katı kalıplar içerisinde, insana ağır yükler ve zorluklar yükleyen ibadet şeklinin Tanrı buyruğu olmadığına inanırlar. İbadet onlara göre, Tanrının insanlardan istediği bir borç veya Tanrının lütüf ve keremine karşı bir ödün değil, Tanrıya ulaşmak isteyenlerin yücelmesini sağlayacak manevi bir araçtır. Hazreti Muhammed ve Ali, zorlama ve zorunlu kurallar koymak süretiyle müslümanaları ağır ibadet koşullarına sokmamışlar, insan aklının istekle kabulleneceği ahlak, fazilet ve sevgi yolları önermişlerdir. Namaz, oruç ve diğer ibadet şekillerinin bu açıdan değerlendirilmesi gereklidir. Alevi-Bektaşilerin çoğunluğunun namaz kılmadığı ve Ramazan orucu tutmadığı bir gerçek. Fakat bu Alevi-Bektaşi yolunun bir gereği olarak tanımlanamaz. Alevi-Bektaşilerde namaz kılanlar, oruç tutanlar vardır. Namaz kılmasa bile, namazda bizim, oruçta bizim diyenlere her yerde rastlanır. Buna karşılık, namazımız kılınmış, orucumuzun tutulmuş diyenlerde çoktur. Bunlar Kuranda ki: Kim inanır ve nefsini islah ederse onlara korku yoktur. Anlamında iki ayeti dayanak olarak gösteriyorlar ve Tanrının insanlardan inanmak ve özbenliğini kötülüklerden arııtmaktan başka bir şey istemediğini savunuyorlar. Tanrı insanların eziyet çekmelerine razı olmadığı gibi, belli zamanlarda namaz kılmalarına ve oruç tutmalarına da muhtaç değildir. Riya ile yapılan göstermelik ibadetide kabul etmiyor diyorlar. Alevi-Bektaşi inanç sisteminde savm (oruç), salat (namaz), haç, zekat ve kelime-i şaadeti, İslamın beş şartı olarak kabul etmenin müslümanları büyük yanılgıya götürdüğü yanılgısı vardır. Oruç, namaz, zekat ve kelime-i şaadet dinin esaslı unsurlarından sayılabilir. Fakat İslamın şartı olduğu kabul edilecek olursa İslam dünyasında, belkide büyük çoğunluğu oluşturan oruç tutmayan, namaz kılmayan müslümanları, Islam dini dışında saymak gerekecektir. Oysa Tanrı buyruğunda: Size müslüman olduğunu bildirene, dünya hayatının geçici menfaatine gözdikerek, sen mümin değilsin demeyin deniliyor. ( Kuranın Nisa süresi ayet 94) Alevi-Bektaşi yolunda Tanrının kullarından bu biçimde madde madde ve koşullu olarak istediği bir şey yoktur. Ancak insanlar kendilerini yaratan Tanrıya layık olabilmek ve ona ulaşabilmek için Mürşidin şu buyruklarını yerine getirecektir:
- Allahı bir bilecek, - Hazreti Muhammedin Peygamberliğini kabul ve tasdik edecek, - Aliyi, On İKİ İmamı ve onlardan gelen Muhammed Ali soyunu Muhammedin varisi bilecek, - Hacı Bektaş Veliyi yolun Piri, Murşidi de onun varisi tanıyacak, - Dönüşünün Hakka olacağına inanacak, - Tevella ve tebaraya uyacak, - Özbenliğine zor ve kötü geleni başkasına yapmayacak, - Elinden, dilinden ve belinden gelebilecek kötülüklerden kaçınacak, - Muhtaçlara ve kendinden küçüklere şevkat gösterecek, - Kusurları afedecek, - Müşkilleri halledecek, - Sözüne sadık kalacak - Aceleci ve karıştırıcı olmayacak, - Kanaat sahibi olacak, - Fedakar olacak, - Kötü yoldan dönmeyi bilecek, - Mürşidin isteğine uyacak, - Temiz giyinecek, - Gerçek yolunda savaşacak, - Hizmetli olacak, - Haksızlıktan korkacak, - Ümitsizliğe düşmeyecek, - İbret alacak, - Nimet dağıtacak, - Özünü fakir görecek.
Alevi-Bektaşilere yöneltilen eleştirilerden biri Camiye gitmemeleridir. Alevi-Bektaşilerin büyük çoğunluğu Camiye gitme şeklinde bir zorunluk kabul etmezler. Alevi-Bektaşi inancına göre Cami, etimilojik anlamı ile bir tapınak değil toplantı yeridir. İslamiyetin ilk yıllarında Hz. Muhammed bir ibadet yeri yapmaya gerek görmemiştir. Çünkü belli bir tapınakta ibadet etmek onun getirdiği inanç sisteminin ruhuna ters düşüyordu.
Tanrı Buyruğunda: Ve lekad halaknel insane ve nalemü ma tüvesvisü bihi nefsühu ve nahnü ekrebü ileyhi min hablil verid. ( Kuran Kaaf suresi ayet 16) Andolsun ki insanı biz yarattık. Nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız.) diyordu. Tanrı buyruğunda ibadetin göstermelik olmaması, özellikle gece yapılmasıda isteniyordu. Bu dinin ilkelerine göre yeryüzünün tümü ibadet yeri oluyordu. Nitekin bu arada, müslümanlarının bazılarının Mekke-Medine yolu üzerindeki Kuba köyünde yaptırdıkları mescidi, Hz. Muhammed, Dedikodudan başka bir şeye yaramıyor gerekcesi ile yıktırmıştı. Peygamberin, Tanrının ilhamı ile bu işi yaptığına kuşku yoktu. Tanrıda böyle buyuruyordu: Vellezinet taha zu mesciden dıaren ve küfren ve terfrikan beynel müminine ve ısraden lımen hareballahe ve Rasullehu mın Kablü. Ve leyahlıfunne ın eredna illel hüsna vallahü yeşahedü innehüm lekazibün. . (Kuran Tevbe süresi ayet 107) ( Zarar vermek, inkar etmek, müminlerin arasını açamak, Allah ve Peygamberine karşı savaşanlara daha öncaden göazcülk yapmak üzere bir mescid kurup, bzi sadece iyilik yapmak istedik diye yemin edenlerin yalancı olduklarına şuphesiz ki allahda şahididir.) La tekum fihi ebda, le mes-cid]n üssise alet tekva min evveli yevmin ahukku en tekume fih, fihi ricalün yahubbune en yetetahhure vallahü yehubbbül mütetahhirin. (Kuran Tevbe suresi ayet 108 ) (Ey Muhammed, o mescide hiç girme, Allaha karşı gelmekten sakınanlarla beraber bulunman daha doğrudur. Orada arınmak isteyen insanlar vardır. Allah arınmak isyetenleri sever.) Hz. Muhammedin evin dört köşe bir avlu ile çevrili idi. Bu dört köşe avluyu şahabelerin birer odadan ibaret hücreleri oluştuyordu. Hücrelerin kapısı avluya açılıyordu. Toplantılar ve ibadetler bu avluda yapılıyordu. Avlu bir tür mescid olarak kabul ediliyordu. Fakat bir süre sonra Hz. Muhammed şahabelerin hücrelerinin avluya açılan kapılarının tümünü kapattı. Sadece Alinin kapısını açık bıraktı. Şahabelerden bazıları buna gücendiler. Hz. Muhammed Ben kendiliğmden yapmadım, bu Allahın emridir dedi. Fakat nedenini açıklamadı. (Op.Dr. Mehmet Ali Derman, İmamı Ali ve Muaviye s.101) Hz. Muhammedden sonra halifeler, özellikle Ümeyye oğulları ve Abbas oğulları istedikleri düzeyde manevi saygınlığa sahip olamamışlardı. Hükümdarlıklarını güçlendirmek için, İslam toplumunun her kesmine ulaşan bir propoğandaya gereksinim duyuyorlardı. Bunun o çağda en kolay ve en etkili yolu topluluklara hitap etmek şekli idi. Bu amaçla müslümanların belirli saatlerde belli yerlerde toplanmaları, iktidar çevrelerince de teşvik ediliyor ve hatta zorunlu tutuluyordu. Nitekin Emeviler zamanında Camiler Aliyi ve onun soyunu kötülemek için konuşma yerleri olmuştu. Bu tutumda Alevilerin Camiye gelmemeleri için ayrı bir etken oldu. Giderek camilerde Ali ile beraber, rafizi ve kızılbaş terimleri kullanılarak Alevi-Bektaşiler alehinde konuşma ve hatta insafdışı iftiralarda bulunmak adet halini aldı. Tanrı buyruğunda söyle diyordu: Hüvellezi halakas semavati vel arda fi sitteti eyyamin sümmes teva alel arş. Yalemü ma yelicü fil ardı ve ma yohrucu minha ve ma yenzilü mines semai ve ma yaruci fiha, ve hüve maakum eyne ma kentüm vallahü bi ma tamülene basıyr. Kuran Hadid süresi ayet 204 (Gökleri ve yeryüzünü altı günde yaratanj, sonraarşpa hükmeden, yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilen Odur. Nerede olursanız olun O sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görür.) Bu ve bunun gibi anlam taşıyan ayetler karşısında ibadet için mutlaka Camiye gidilmesi gerekmiyordu. Toplulukla yapılacak ibadetlerde sosyal yarar bulunduğu tartışma götürmez bir gerçek olmakla beraber bu, Ehl-ibeyt-in kötülendiği ve onları sevenlerin Rafizilikle suçlandığı Camilere Alevi-Bektaşilerin gitmeleri için, yeterli bir teşvik sebebi olmadı. Kaldı ki Alevi-Bektaşi toplumunda, sosyal gereksinmeleri de çok daha iyi karşılayan bir toplu ibadet düzeni geliştirilmişti. Böylece insanları yüzyüze getiren, toplumsal ilişkileri geliştiren, küskünlükleri gideren, kin ve düşmanlık kapılarını kapayıp kardeşliğe barışa yönelmeyi kolaylaştıran içtenlikli bir ibadet sistemi ortaya çıkmıştı. Allaha ibadet ve dualar yanında muhahabbet, yardımlaşma kişi ve toplum sorunlarına çare bulma imkanları sağlayan bu toplu Allaha yönelme bicimi, Hz. Muhammedin dinin duhuna felsefesine daha çok uyuyordu. İnsanın insanı sevmesi ve insanın insana yakın olması ile, yüz yüze, cemal cemale yapılan bu ibadetle inananlar yüce bir ruh ve gönül düzeyine çıkıyorlardı. Duvara değil, didar-ı pake ( Tertemiz insan yüzüne) bakmak, insanın yaptığı Cami binasından önce, Allahın özenle yaratıp bütün meleklere secde ettirdiği insanı kutsal görmek ve Yaratanın tecellisini anlamak, Tanrı buyruğuna daha uygun oluyordu. Bu inançla Alevi-Bektaşiler, Ademe secde edilmez diyenlere katılmadılar. Ademi saydılar ve sevdiler.
Vucudu Mutlakdır her yerde iyan Körler zannederler Didarı nıhan El-Hakku Azharu mineş-Şems iken Sofu inad eder eşşekcesine -Mirati- Anlamı: Allah her yerde apaçık dururken Körler yüzünü saklı sanırlar Hak güneş gibi meydan olsa da Sofu inad eder eşşekcesine
Görülüyor ki bu tür bir ibadet anlayışında mutlak gerçeğe, şuurlu bir bakış açısı vardır.
Yok ise kalbinde muhabbet, sevgi Yıkıktır gönlünde Allahın evi Özünden haberi olmayan devi Salıver yabana yoprulsun gitsin
Bu nedenle Camilere gitmek istemeyen Alevi-Bekataşiler ibadetlerini, cemlerini uygun evlerde yapıyorlardı. Cemiyet evi veya Cem evi adıyla toplantı yapılan binaları bulunan köyler varsa da bunların adedi azdı. Dış saldırılardan sakınmak zorunluluğu ile toplantıların belli bir yerde yapılmamış olması da münkündür.
Bana namaz kılmaz diyen, ben kıluram namazımı Kılur isem kılmaz isem ol Hak bilur niyazımı
Hakdan artık kimse bilmez, Kafir müslüman kimdur Ben kılarum namazımı Hak geçirdiyse nazımı
Ol naz dergahından geçen mana şarabından içen Hicapsız can gözin açan ol bilur benim sözümü -Yunus Emre-
Ayinlerin dini bayramların dışında Nevruz İmam Alinin doğum günü olarak kutsal sayılır. Alevi-Bektaşiler O günü Bayram olarak kutlarlar. Kerbela Olayının Muharrem ayında olması nedeniyle bu ay matem ayı sayılır. Düşün, nişan ve benzeri eğlenceler yapılmaz. Muharrem ayının on ikisine kadar oruç tutulur. Bu süre içinde su içilmez. Muharrem ayına on üc gün kala 28, 29, 30 Zilhicce günleri, Müslim bin Akıl orucu olarak üç gün Muharrem orucuna eklenir. Ramazanda oruç tutan Alevi-Bektaşiler vardır. Fakat sayıları oldukca azdır. Alevi-Bektaşi inancında ramazan orucunun tutulmasını gerektiren bir kural yoktur. İsteyen tutar ve tutmaktadır da. Kaynak kitap: Hünkar Hacı Bektaş Veli ve Alevi bektaşı Yolu
|