Hacım Sultan Ocağı' n da yetişen tassavuf ozanlarımız

BİR ALEVİ-BEKTAŞİ OZANI

ESİRİ BABA

SADIK BABA

MOLLA BEKTAŞ

Araştırmacı yazar: Ahmet Özerdem

 

SADIK BABA

Asıl adı Hüseyin olup Hekimhan’a bağlı Güvenç köyünde 1 Mart 1771 (Rum 1187)’de dünyaya gelmiştir. Babasının ad Kurada Ali’dir. Genç yaş da şohreti oldukça yayılan aşık okur yazarlığı olmayan ümmi bir kimsedir. şiirlerinde Sadık mahlasını kullanmış, halk arasında da Sadık Baba ismi ile sevilip sayılmıştır.

Çocukluk ve gençlik yıllarının önemli bir bölümü Sivas’in Karaöz köyü ile Hekimhan’ın Basak (Başak) köyünde geçmiştir.

İlham geldikçe söylediği şiirleri yakın arkadaşı Molla Bek-taş tarafından tutulan bir cönket yazıya geçirilmiştir. 35 Yaşından sonra kendi köyü olan Güvence dönen aşık köyünde evlenmiş ve çoluk çocuğa kavuşmuştur. Halen köyde torunları bulunmaktadır. Hayatının sonuna kadar çiftçilikle geçinmiş ve 8 mart 1837de Güvenç köyünde vefat etmiştir.

Bu gün kendi köyü ve çevre köylülerce mezarı ziyaret yen olarak kabul edilmektedir.

Tarikat meclislerinde kendini yetiştiren ender insanlardan olan Sadik Baba Bektaşi edebiyatında sivrilmiş yedi şairden biri sayılır.

Kumralımsı, sarı saçlı, uzunca bıyıklı, sarı sakallı, orta boylu, sessiz, sakin, parlak gözlü bir kimse olup Vahdet-i Vücut prensibini benimsemiştir. Din ve tarikat ulularını sevmiş, onları şiirlerinde övmüştür. Şiirlerinin çoğu dini, tasavvufi ve öğretici türdendir.

Yazarlar hakıinda:

Yazar, halkbilimi araştırmacısı Hekimhanlı EFLATUN CEM GÜNEY ( 1896) Sadık Baba hakkında yaptıgı araş tırmadan alınmıştır.

Şiirleri, Cemal Özbey tarafından Sadık Baba, Hayati ve Deyişleri" (Ankara 1957 ) adıyla yayımlamıştır.

Emekli öretmen Karaözlü Ahmet Özerdem tarafindan Bir Tekke ve Tasavvuf şairi Sadık Baba isimiyle hayatı ve deyişleri kitap olarak başılmıştır.

BİR TEKKE VE TASAVVUF ŞAİRİ SADIK BABA (1784 – 1839)  

Esas adı Hüseyin olan Sadık Baba, 1784 yılında Malatya’nın Hekimhan ilçesine bağlı Güvenç köyünde dünyaya gelir. Sadık Baba’nın annesi Kara Fatma, babası Kurada (Hurda) Ali’dir. Dedesi Hüseyin’in Erdebil Tekkesinden Elbistan’ın Kantarma köyüne, oradan da Malatya’ya geldiği rivayet edilmektedir.

Hayatı yoksulluk içerisinde geçen Sadık Baba, Hacı Bektaş Dergahı’na gidene kadar hiçbir eğitim almamıştır. Burada tasavvuf ve tekke kültürüyle beslenen Sadık Baba, Arap alfabesiyle okuma yazmayı öğrenir ve şiirler yazacak kadar ilerletir.

On beş yaşında babasını kaybeden genç Hüseyin daha sonra yaşanacak bir kıtlık nedeniyle köyünü terk eder. Sivas Kangal’ın Ulaş nahiyesinde Karagavur lakabıyla tanınan varlıklı bir Ermeni’nin yanında azap (yanaşma, mevsimlik çiftlik işçisi) olarak çalışmaya başlar. Deyişler söylemeye de bu yaşlarda başlar. Burada başına bir gün ilginç bir olay gelecektir. Sıcak bir yaz günü köylülerle toplu halde değirmene buğday öğütmeye giderlerken dönüşte Sadık Baba kağnısında uyur; kağnı konvoyun en arkasında kalır. Mandalar da kağnıyı aniden Karagöl’e doğru çekerler. Sadık Baba gürültüyle aniden uyanır ki ne görsün kağnıyla birlikte gölün ortasında duruyor. Telaşlanmadan, gayet sakin bir şekilde mandalara “hoo” der ve kağnıyı kıyıya çeker. Sonradan durumu fark eden köylülerden bazıları, olaya şaşkınlık içerisinde tanıklık ederler. Önden gidenler durumu ağasına iletirler. Ermeni ağası hemen atına atlar ve göle doğru yola çıkar. Yarı yolda Sadık Baba ile karşılaşır. Gördükleri onu da hayrete düşürür: Kağnı ve mandalar çamur içerisinde olmasına rağmen Sadık Baba ve un çuvalları kupkurudur. Birlikte eve dönerler ve ağası onu karşısına alarak konuşmaya başlar:

“Oğlum Hüseyin işte senin senelik azapcalığın. Sen Hakk’ın sevgili bir kulu olmalısın. Bir gün sana sinirlenip kötü bir laf edersem, Tanrı beni affetmez. Vebalini üzerime alamam” der ve işine son verir.

Sadık Baba köyüne geri döner. Annesi ve iki ağabeyiyle Karaözü’ye göçerler. Burada Elif adında bir kızla evlenir. Osman ve Elif adında iki çocukları dünyaya gelir. Karaözü’de deyişler söyleyerek günlerini geçiren Sadık Baba’ya bazı köylüler içten içe bir kin beslerler ve araları iyice sertleşir. Durum o kadar ileri gider ki, bir Cem toplantısında Malatya’dan gelen dedeye şikayet ederler. Dede, peyk (haberci) yollayarak Sadık Baba’yı Cem’e davet eder. Haberci Sadık Baba’yı cemaatin gözünde küçük düşürmek için haber vermeden geri döner. İkinci haberciyi gönderir. Onun da sokakta ayağı kayarak yere düşer ve dizi kanar. Durum Sadık Baba’ya malum olur ve Cem’e gelir. Dede, kendisine iki haberci yolladığını, niçin gelmediğini sorar. O da kimsenin kendisini çağırmadığını, hatta ikinci habercinin düşüp dizini kanatması olayı olmasa yine gelmeyeceğini söyler. Ardından da kanı şahit olarak gösterir. Dede cemaate döner: “Artık bununla uğraşmaktan vazgeçin” der ve Sadık Baba’yı Hacı Bektaş’a davet eder.

Hüseyin’e Sadık Baba ünvanı dergahta, çelebilerden Hamdullah Efendi tarafından verilir. Dergah’ta tamamen olgunlaşan Sadık Baba tekrar Karaözü’ye döndüğünde şöhreti artmış, deyişleri ozanlar tarafından çalınır söylenir olmuştur.

Hacı Bektaş’ta kendisine yardımcı olan, asıl adı Ahmet olan Babo Dede, Sadık Baba’yı kendi köyü Başak’a davet eder. Karısı ve çocukları kendisiyle gelmek istemeyince, onları bırakarak Başak’a gelir. Burada Babo Dede’nin çocuklarına ders veren Molla Bektaş tarafından karşılanır. Kendisini küçümsediğini sezen Sadık Baba, yaşça ondan büyük olan Bektaş’a: “Ben senin gibi hocanın önünde Besmele çekmedim. Hak beni ağından okuttu.” diyerek havasını bozar. Molla Bektaş: “Eyvah, bunun ilmi benimkinden ileride” deyip Sadık Baba’ya kalpten bağlanır.

Sadık Baba bir müddet sonra Molla Bektaş’ı da alarak, doğduğu köy olan Güvenç’e gelir. Sadık Baba’nın sır katipliğini yapan Molla Bektaş, bacısı Meryem’i Sadık Baba ile evlendirir. Molla Bektaş ile günlerinin çoğunu büyük bir bölümü tek odalı, toprak damlı, yarı karanlık bir odada geçirirler. İkili, burada sohbet edip, deyişler söyleyerek kemençe çalarlar.

Sadık Baba 1839 yılında elli beş yaşındayken ölür. Bugün mezarı, Güvenç’in güneybatı yamacındaki köy mezarlığının orta bölümünde bulunmaktadır.

Her canın bir sevdası var serinde

Benim sevdam daim şalda abada

Vefa olmaz zamanenin yarinde

Hak’ka kail değil gözü obada

 

Nefs-i şehvet galip olsa bir kula

Arifler kelamın almaz bir pula

Hak’kı zikreyleme yalan dil ile

Hake mahsus olmaz gönlü kabada

 

Ademdir Hüda’nın dem-i devranı

Ademdir seyreden arş-ı rahmanı

Ademde buldular Hakk’ın ihsanı

Sakın ol kimseye etme ifade

 

Ademi yarattı Hak da bahane

Behre mendeyledi saldı cihane

Lütfu ihsan etti kula dehane

Adem oldu yine Hak’ka esabe

 

Uzak yakın deme diren katare

Erişe Haydar’dan derdine çare

SADIK der, yok deme sendeki vare

Ben de yok diyenler kaldı dışarda 

Ser: Baş, kafa. Nefs-i şehvet: Bir şeyi sevip ziyadesiyle isteme. Arif: İrfan ve marifet sahibi

Zikr: 1- Anma, hatıra getirme. 2- Ağza alma, adını söyleme. Hak: Tanrı. Hüda: Tanrı.

Dem: 1-Soluk, nefes. 2-Gözyaşı. Devran: Zaman, devir. Arş-ı rahman: Kamil insanın kalbi

İhsan: Lütuf, bağışlanan şey. Behre: Pay, nasip, kısmet. Mend: Eklendiği sözcükleri “li” anlamı koyar (behreli: kısmetli, nasipli). Lütf-u ihsan: Bağış, bağışlanan, iyilik.
Dehan:
Ağız. Es’ab: Daha veya pek zor.

 Kaynak: Ahmet ÖZERDEM – (Sadık Baba)
 

Ilişki için: Ahmet Özerdem tel: 00903528146013 cep: 05372066519

GÖNÜLE ÖĞÜT

Gönül selamını kamile söyle
Alıcı olmayınca açma dükkanı.
Ariflik manasın sor sual eyle
Müşterisiz yerde olma lisanı

Cahil ikrar eder ahtinde durmaz
Burda ağlamayan 0 demde gülmez
Yalan ile iman bir yerde olmaz
Neden maruf yalancının imanı

Cümle alem gezer arar Hak deyi
Arif ifşa eder kula bak deyi
Nehi münkir inkar eder, yok deyi
Men ademde gördüm Hakk'ın ihsani

Yerde değil, gökte değil ya kande
Acep Hak mihman mi ola bu tende?
Velakat kerremna bani ademde
Kimse bilmez kimde mihman cananı.

Almayana değil sözü'm alana
Gerçekler yuf dedi kalbi yalana
Canım kurban olsun halden bilene
SADIK'a bildirdi küllü noksanı.

Seydahmet ( Babog Dede )

 

Zati Horasan’dan nesli Ali’den

Hacim Sultan Mevali’dir Seydahmet

Kadim ikrarimi kalubeliden

Hacim Sultan Mevali’dir Seydahmet

Hatem-i Sulayman ismi simahi

Ihlasla cagiranin pesti penahi

Sancagi Hunkardan dogrudur rahi

Hacim Sultan Mevali’dir Seydahmet

Sulbi Ali, Resul Imam Naki’dir

Erisir himmete sirri bakidir

Sunar abi kesver gercek sakidir

Hacim Sultan Mevali’dir Seydahmet

Elif kadi kaslari keman

Erisir kemale dur doker duhan

Sultan Seyit temiz destinde deman

Hacim Sultan Mevali’dir Seydahmet

Seriatin tarikatin halisi

Marifete ermis Hak’tan dolusu

Koca Haydar Seyh Cuneyt ulusu

Hacim Sultan Mevali’dir Seydahmet

Eristi makama kaydetti postu

Kor olsun dusmani sad olsun dostu

Insallah errahman sozun durustu

Hacim Sultan Mevali’dir Seydahmet

SADIK kemterindir yoluna bakar

Ihsani olunca su gibi akar

Kaynatir kazani cirasin yakar

Hacim Sultan Mevali’dir Seydahmet

 

NAZENİN DİLBER

Nazenin dilberin cevri çok olur
Er gerek ki cefasını götüre
Bu vücuttur gâhı sayrı sağ olur
Cehdeyleyip menziline yetire

Ab ile danemiz bari Hüdadan
Şefaat umarız hem Mustafadan
Bu günkü gün geçmiyenler kabadan
Yarın anda yer bulamaz otura
Aldı yine firgat ile gam beni
Bu didemden akan kanlı nem beni
Yıkıp helak etti bu vanan beni
Candan evvel meğer aklım yitire.
Arşa direk etti bu dağ hanımı
Şeyda bülbül gibi dinle ünümü
İlahi tutsaktan kurtar canımı
Hayır kutlu saatimi getire
Türlü nebatattan yer adem oğlu
Döner inkâr eder kör adem oğlu
Cebrail irehber sor adem oğlu
Dört kitap içinde zekat fitire
Davut zekâtını bakma sonuna
Bir kâr kazanı gör ahret evine
Ecel yeli değer ömrün bağına
Bak feleğin elindeki satıra
Bu feleğin bize böyle fendi var
Her nereye varsan mevcut kendi var
SADIK der ki: Ta ezelin andı var
Kimin derip, ekip kimin bitire

 

 

 






NAZENİN DİLBER

 

 

geridön