| |

BİLGE- KAĞAN IN
ÖĞÜTLERİ
Bilge Kağan, altıncı yüzyılın başlarında, yedinci yüz yılın ortalarında,
Mancur ya dan İran a kadar uzanan geniş bölgede, Asya nın hakimi
olmuş, Orhun Abideleri denilen Ebedi taşa yazdırdığı Türk Milletinin,
Türk devletinin adı, sanı yok olmasın dediği öğüdünde;
Ey Türk Oğuz Beyleri! Bu sözümü iyi işitin! Üstten gök çökmedikçe,
alttan yer delinmedikçe biliniz ki, Türk milleti, Türk yurdu, Türk
devleti, Türk töresi bozulmaz. Ey ölümsüz Türk milleti! Kendine dön!
Milletin adı sanı yok olmasın diye, Türk milleti için, gece gündüz
uyumadım, gündüzleri oturmadım. Kardeşim Kül Tigin ile ölesiye çalıştım.
Birleşen milleti dağıtmadım. Türk Kağan Ötükende oturursa, Türk yurdunda
sıkıntı olmaz. Ben Ötükende oturarak tek başına yurdu idare ettim.
Çinlilerin değerli hediyelerine kapılmadım. Buna kapılan ne kadar
Türkün öldüğünü, Çin boyunduruğuna girdiğini unutmadım. Tanrı yardım
etti, Türk kağanı oldum. Dağılmış milletimi topladım. Fakir milletimi
zengin ettim. Azalmış milletimi çoğalttım. Atalarıma layık bir evlat
olmağa çalıştım. Ecdadımız törelerine öyle bağlı idi ki, bununla milleti
mutlu ettiler. Onlar bilge kağandılar. Sonradan bilgisiz, beceriksiz
kağanlar, Çinlilerin hilesine kandılar. Türk milleti, zengin ülkelerini
kaybettiler. Türk kağanların cihanı tutan haşmeti maziye karıştı. Bu
yüzden Türk yöneticileri köle, Türk kızları da cariye oldu. Türk adı
yerine Çince isim kullandılar. Bu utanç vericidir. Yüce Tanrı, Türkün
bu haline acıdı, babam İlter Kağanı Türklere Kağan yaptı. Babamın Türk
ordusu kurt, Türk düşmanları koyun oldu. Kurt önünden kaçan koyunlar
dağılıp gittiler.
Babam, Doğudan Batıya at koşturdu. Türkleri birleştirdi, Türk devletini
ihya etti. Ben zengin ve parlak bir millete Han olmadım. Kardeşim ve
yeğenlerimle birlikte yemin ettik, Türk milletinin, Türk devletinin adı,
sanı yok olmasın diye gündüz oturmadım, gece uyumadım, çalıştım. Dedi
DEDE KORKUT
UN ÖĞÜTLERİ
Dede Korkutun, on ikinci asrın sonu ve on üçüncü asrın başlarında
yaşadığı rivayet edilir. Oğuzların Bayat boyundandır. O, alimdir ve koyu
bir Türkçüdür. Onun öğütlerinden bir bölümünü nakletmek istiyorum;
Ağız açıp över olsam, Allah demeyince işler düzelmez. Kadir Tanrı
vermeyince, er zengin olmaz. Ezelden yazılmazsa, kul başına kaza gelmez.
Ecel vakti ermeyince kimse ölmez, ölen adam dirilmez, çıkan can geri
gelmez. Bir yiğidin, kara dağ tepesinde malı olsa yığar, derer, ister
amma, nasibinden fazlasını yiyemez. Çağıldayan sular taşsa, deniz
dolmaz. Büyüklük taşıyanı Tanrı sevmez. Gönlüne benlik yerleşen kişide
devlet olmaz. El oğlunu besleyip, büyütmekle oğul olmaz, büyüğünce
bırakıp gider. Külden tepecik olmaz. Güveyi oğul olmaz. Kara eşek başına
başlık vursan, katır olmaz. Cariyeyi süsleyip giydirsen, hanım olmaz.
Lapa, lapa karlar yağsa, yaza kalmaz. Zümrüt gibi yeşil çimen, güze
kalmaz. Gittiği yerin otlaklarını geyik bilir. Yeşermiş çimenlerin
yerini yaban eşeği bilir. Değişik yolların izini deve bilir. Yedi dere
kokularını tilki bilir. Gece vakti kervan göçünü çayır kuşu bilir.
Oğulun kimden olduğunu ana bilir. Erin ağırını, hafifini, at bilir.
Ağır yüklerin zahmetini katır bilir. Nerede sızılar varsa, çeken bilir.
Gafil başın ağrısını beyin bilir. Azıp gelen kazayı Tanrı sevmez. Tanrı
ilmi Kuran güzel, Tanrı evi Mekke güzel, Günlerden Cuma güzel, bir de
helal kadın güzel. Şakağından ağarsa baba güzel. Ak sütünü emdiğin ana
güzel. Sevgili kardeş güzel, oğul güzel. Her şeyi yaratan Tanrı güzel.
Bilesiniz ki, eski pamuk bez olmaz. Kalleş düşman dost olmaz. Kız anadan
görmeyince öğüt almaz. Oğul babadan görmeyince sofra çekmez. Oğul
babanın sırrıdır. İki gözünün biridir. Devletli oğul olsa, ocağını
gönendirir. Devletsiz oğul olsa, ocağını söyündürür. Oğul da neylesin,
babası ölüp malı kalmazsa? Babanın malından ne fayda, başta devlet
olmazsa? Devletsizliğin şerrinden Allah saklasın, cümlemizi. Hanım hey!
Beyim hey ! demektedir
SULTAN
ALPARSLANIN VASİYETİ
Kısa zamanda örneğine az rastlanan zaferler kazanan Cihan Sultanı,
Malazgirtte mağrur Bizans ordusunu yenen, Anadoluyu Türklere ikinci
Anayurt yapan Türk Hakanı Sultan Alpaslan 1029 yılında doğdu. Babası
Çağrı Beydi. Selçuklu Sultanı Tuğrul Beyin ölümü üzerine 1063de Hakan
oldu. Azerbaycan, Gürcistan, Doğu Karadenizden sonra Aral gölünü de
aşarak, 26 Ağustos 1071 tarihinde, Cuma namazından sonra beyaz
elbisesini giydi,Şaman usulü atının kuyruğunu bağladı ve askerlerine
hitaben;
Şehit olursam beni olduğum yere gömün. Bu beyaz elbisem kefenim olsun.
Eğer içinizde korkan varsa geri dönsün, karısının kucağına girsin. Ölmek
isteyenler, arkamdan gelsin dedi ve neticede de zafere erdiler. Bu
başarıdan sonra Türk ve Müslüman olan Karahanlı devletini ziyarete giden
Alpaslan, arkasından bir kale komutanının ani saldırısı sonucu
hançerlendi. Her türlü çabaya rağmen kurtarılamadı. Ölümünden önce
yaptığı vasiyetinde;
Rabbim! Seni kendime vekil yapıyorum. Azametin karşısında yüzümü yere
sürüyorum. Senin uğruna savaştım, bana yardım ettin. Çünkü, sözümde
hilaf yoktu. Akıllı ve tecrübeli bir adam bana; Kimseyi küçümseme,
kendi gücüne de güvenme diye nasihat etti. Ama ben bu sözleri ihmal
ettim, hata yaptım. Ölüm döşeğinde bunu daha iyi anladım. Ordumun
çokluğundan, gücünden, askerlerimin coşkusundan, altımda yerin
titrediğini hissettim ve kendi kendime; Ben dünya Sultanıyım, bana
kimsenin gücü yetmez. Bu ordu ile Çini ve birçok ülkeyi fethederim.
dedim. Bu gurur yüzünden, şimdi bu aciz duruma düştüm. Her bir işe
başlarken, Allahtan yardım dilerdim. Şimdi, oğlum Melikşaha bağlılık
yemini edin. Vezirim Nizam-ül Mülk de ona biat edecektir. Çünkü biz
Türkler temiz Müslümanlarız, bidad bilmeyiz. Hepiniz Allaha emanet
olunuz. Dedi gözlerini yumdu.
OSMAN GAZİ
NİN OĞLU ORHAN GAZİYE VASİYETİ
Osman Gazi dünyanın en güçlü, en uzun imparatorluğunu kuran hükümdardır.
Derviş gazilerin reisidir. Uç Beyliğinden Kara Osman Bey, Osman Şah
bey, padişah adlarını aldı. Onun babası ise Ertuğrul gazidir. Horasan
dan geldi. Anadolu da 600 küsur yıl devam edecek bir İmparatorluğun
temelini attı. Ölüm döşeğinde iken oğlu Orhan Bey e öğüdünde;
Ey oğul! Bugüne kadar tereddütsüz, benim isteğime uydun, sözümü tuttun.
Tanrı senin dileklerini yerine getirsin. Benim arzum, mezarımı gümüş
kubbenin altına koyasın.
Ey oğul! Anlamadığın konuları alimlerden öğrenip yapasın. İyice
bilmediğin hiçbir işe başlamayasın. Sana itaat edenleri has tutasın.
Askerlerine yardım etmede cömert olasın. Çünkü insan, ihsanın
kulcağızıdır.
Ey oğul! Asla zalim olmayasın. Cihada devam edesin ki, böylece benim
ruhum şad olsun. Alimlere riayet edesin ki, işler düzgün gitsin.
Ey oğul! Askerlerine ve malına ilgi duyup gururlu olmayasın. Bizim
mesleğimiz Allahın dinini yaymakta, kuru kavga ve cihangirlik değildir.
Sana da bunlar yaraşır.
Ey oğul! Daima herkese iyilik ve ihsanda bulunasın. Nerede bir ilim ehli
duyarsan ona ikbal gösteresin, yumuşak davranasın ki, alemi adaletinle
şenlendiresin, böylece memleket işlerini noksansız göresin dedi.
ŞEYH EDEBALİ
NİN OSMAN BEY E ÖĞÜTLERİ
Osmanlı devletinin kuruluş yıllarında yaşayan büyük İslam alimi Şeyh
Edebalin in doğum tarihi belli değil, 1326 yılında Bilecikte vefat etti.
Edebali, kendi parasıyla kurduğu dergahında fakirlere ikramlarda bulundu.
Zaman zaman Osman Bey de bu dergahta misafir olarak kaldı. O, bir gece
rüyasında, şeyhin göğsünden bir ay doğup, kendi göğsüne girdiğini sonra
buradan bir büyük ağaç bitip dalları dünyayı kapladığını, onun altından
birçok nehirler aktığını, insanların bundan yararlandığını gördü, sabah
olunca da bu rüyasını Edebaliye anlattı. O da; Sen Bey olacaksın,
kızım Mal Hatunla evleneceksin. Benden çıkıp sana giren nur budur.
Senin temiz neslinden bir çok sultanlar gelecek, uzun süre saltanat
sürüp bir çok devlete hükmedecek dedi ve Osman beyi tebrik etti sora da
ona öğüt olarak;
Oğul! İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğarlar, akşam ezanında ölürler.
Avun oğlum avun. Güçlüsün, kuvvetlisin, akıllısın, kelamlısın. Ama
bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen, sabah rüzgarında
savrulur gidersin. Öfken ve nefsin bir olup aklını yener. Daima sabırlı,
sebatlı ve iradene sahip olasın. Dünya senin gördüğün gibi büyük
değildir. Bütün fethedilmemiş gizemler, bilinmeyen, görülmeyenler, senin
erdemlerinle gün ışığına çıkacaktır.
Oğul! Ananı, atanı say, bereket büyüklerle beraberdir. Bu dünyada
inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere dönersin. Açık sözlü
ol. Her sözü üstüne alma. Gördün, söyleme, bildin bilme. Sevildiğin yere
sık gidip gelme, kalkar muhabbetin, itibar olmaz
Oğul!. Üç kişiye acı: Cahiller arasındaki alime, zenginken fakir düşene,
hatırlı iken itibarını kaybedene. Unutma ki! Yüksekte yer tutanlar,
aşağıdakiler kadar emniyette değildir. Haklı olduğunda mücadeleden
korkma. Bilesin ki, atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler.der.
ORHAN GAZİNİN
MURAT BEYE ÖĞÜTLERİ
Orhan Gazi 1281 yılında Söğüt te doğdu. Babası Osmanlı Devletinin
kurucusu Osman Gazidir. Orhan Gazi, iyi eğitimli bir komutan ve devlet
adamıdır. O, son derecede uysal, merhametli, kolay kızmaz, kızdığını da
hiçbir zaman belli etmezdi. Askerlerini ve halkını oldukça korurdu.
Savaşlarda ölümü fazla dilemezdi. Alacağı bölgeyi kuşatma altına alır,
son anına kadar teslim olmaları için fırsat verirdi. Kendi soyuna ve
kavmine özellikle sahip çıkardı. Onlara öncelik tanırdı. Türk-İslam
töresine bağlılığı ile tanınırdı. 1360 yılında rahatsızlandı, ölümünden
önce oğlu Murat Bey e öğütleri önemlidir:
Oğul! Saltanatınla mağrur olma. Unutma ki, dünya Sultan Süleymana bile
kalmadı. Dünya saltanatı geçicidir. Lakin senin için büyük bir fırsattır.
Eğer dünyaya Ahiret ölçüsü ile bakarsan, ebedi saadete değmediğini
göreceksin. Rumeli Hıristiyanları rahat durmuyor. Sen, o cihete yürü.
Rumeli fethini tamamla. Kostantiniyeyi ya fethet, ya da fethe hazırla.
Civardaki Türk beylerle iyi geçin. Halk, her ne kadar bizi istese de
başlarında bulunan beyler, beyliklerinden vazgeçmezler Onlar, bir zaman
daha idare ederler, fazla dayanamazlar, neticede olmuş meyve gibi
avucuna düşerler. Anadoluda sıkıntı olmazsa, Rumeli meselesini rahat
çözersin. Bu yüzden Anadolunun sessizliğini bozmamağa gayret et. Cennet
mekan babam Osman Gazi, Söğüt ve Domaniçten ibaret toprağı Beylik
yaptı. Biz Allahın izniyle, Beyliği Hanlığa çevirdik. Sultanlığı
ikmal ettik. Sen daha büyüğünü yapacaksın. Osmanlıya iki kıta üstünde
hükmetmek yetmez. Selçukluların varisiyiz, Romanın da varisi biziz. Ey
oğul! Hak yolundan ayrılma. Adaletle hükmet. Gazileri ve halkı gözet.
Dine hizmet edene, hizmet etmek şereftir, bunu ihmal etme. Fakirleri
doyur, zalimleri cezalandırmada ihmalkar olma. En kötü adalet geç
tecelli eden adalettir. Sonunda hak yerini bulsa bile, geciken adalet
zulümdür. Biz yolun sonuna geldik, sen daha başındasın, Cenab-ı Hak,
saltanatını mübarek kılsın.dedi.
SULTAN İKİNCİ
MURAT HAN IN VASİYETİ [1403-1451]
Gerçi, kim haddim değildir, buseni kılmak değil, Arif olan çün bilur,
anı ne lazım söylemek diyen Sultan Murat, Çelebi Sultan Mehmetin oğlu
ve yeni çağın kapısını açan Fatih Sultan Mehmet Hanın babasıdır. Büyük
bir komutan, alim, şair, musiki ustası, fen ve din ilimlerini inceleyip,
bilen bir Hakandır. Varna ve 2. Kosova savaşlarını bileğinin hakkıyla
alan, Türkiyeyi üç asır, dünyanın en güçlü devleti olmasının temelini
atan bir Sultandır. Eğer O, Varnada başarı sağlanmasaydı, Türkiyenin
geleceği tehlike içinde olacaktı. Büyük Türk Hakanı namıyla tanınan
Sultana, batı bilimcileri O, ince ruhlu, hassas yapılı çok adil,
merhametli, sözüne sadık, cesur, azimli, tedbirli, güler yüzlü, düşmana
karşı sert davranan bir Hakandır derken, bazı tarihçiler Türk
Rönesansını başlatan Hükümdardır diye anlatırlar. Sultanın özel
vasiyetini, tam olarak Mithat Sert oğlunun Vasiyetname adlı eserinde
bulabilirsiniz. O, özet olarak vasiyetinde:
Ben ki, Ulu Sultan, Büyük Hakan, Arap ve Acem Meliklerinin efendisi,
gazi ve mücahitlerin yardımcısı, düşmanların korkulu rüyası, zayıf ve
fakirlerin hamisi, denizlerin ve karaların Sultanı Fethin babası, şehit
Sultan Beyazidin oğlu, kutlu Sultan Mehmet oğlu Murat hanım. Saruhan
memleketinde bulunan malımın üçte birini vasiyet ettim. Bu, on bin
florindir. Bunun bir kısmını fakir-fukaraya, bir kısmını da Mekke ve
Medine yoksullarına, bir kısmını Kabeye, Mescidi Aksaya, Kuran
okuyanlara, muhtaçlara dağıtınız. Daha sonra on bin florin daha
harcamanızı istiyorum. Kırmızı yakut başlıklı yüzüğümü ki, onu 95 bin
dirheme aldım. Onu da satasınız, bu para bitene kadar, gece gündüz
ruhuma Kur an okuyanlara dağıtasınız. Kaşlı yüksüğün parasıyla
defnimden sonra okuyup dua edenlere, harcayasınız. Hastalandığım anda ve
sonrası kölelerimin hepsi hür olsun. demektedir
TİMUR HAN IN
ÖĞÜTLERİ
Timur, Türkistanın Kes şehrinde dünyaya geldi. Cenkiz Han ın
soyundandır. Zamanın alimlerinden ilim ve harp tekniğini, devlet
yönetimini öğrenen bir devlet adamıdır. Bir savaşta ayağı yaralanıp
topallamasından sonra Lenk sıfatını aldı. Çeşitli tarihçiler onu
Merhametsiz, kellelerden kale yapan zalimdir, şehirleri yağmaladı,
yakıp, yıktı, Yıldırım Beyazıtla savaşıp, kardeşi kardeşe kırdırdı.
Osmanlıların duraklamasını ve İstanbulun alınmasını elli yıl geciktirdi
deseler de bu doğru değildir. Ankara savaşını aslında Timur han
istemediği halde, Yıldırım Hanın zorlamasıyla bu felaketin olduğunu
ifade edenlerin tespiti de vardır. Ona Milliyetçiliğin düşmanıdır
diyenler de çıkmıştır. Fakat Timur, İran seferinde, Şehnamenin yazarı,
ünlü şair Firdevsin mezarına giderek Kalk, kalk da hiç durmadan
kötülediğin mağlup Türkü şimdi gör demişti. O, en az Bilge Kağan kadar
özüne bağlıdır. O, Müslüman Türk insanına seslenirken;
Biz ki, Mülkü Turan, Emiri Türkistanız; Biz ki Türk oğlu Türküz; Biz
ki, milletlerin en kadimi ve en ulusu, Türkün başbuğuyuz diyerek tam
otuz altı yıl saltanat sürdüm. Değerli askerlerim sayesinde pek çok yer
fethettim ve yirmi yedi ülkenin Hakanı oldum. diyen. Timur, Turan, İran,
Rum [Anadolu], Suriye, Mısır, Irak, Azerbaycan, Fas, Horasan, Hindistan,
Gürcistan, Ermenistan ve Kafkas ülkelerinin birçok yerlerini aldı. Çini
ortadan kaldırmak için hazırlık yaptı. Tam bu anda büyük bir kış
bastırdı. Her yer karla kaplandı. Yine de yola çıktı. Yaşlıydı, Çin
sınırına geldi. Burada ordusuna büyük bir geçit töreni yaptırdı, KUĞU
AVI düzeni aldırdı. Aniden hastalandı, Hekimbaşı Feyzullah, durumunun
iyi olmadığını söyledi. Timur, vasiyetini hazırladı ve 19 Mart 1405de
öldü. Cesedi mumyalandı, Semer kanta defnedildi. O, öğüdünde:
Oğullarım! Size vasiyetim, milletin rahatlığını sağlayın, dertlerine
çare bulun, zayıfları koruyun, yoksulları zenginlerin eline bırakmayın.
Adalet ve iyilik rehberiniz olsun. Aradaki nifakçılara fırsat vermeyin.
Ölüm döşeğindeki babanızın sözlerini unutmayın. Benden sonradakilere
kurallar koydum. Bunlara sahip çıkarsanız, başarılı olursunuz. Bu
öğütlerim uzun deneyimlerim neticesidir; Allahın dinini dünyaya yaymaya
gayret edin. Adamlarıma güvendim, her birine yetki verdim. Onlar benim
gözbebeğimdiler. Düşman üzerine gitmeden, ilim adamlarının görüşünü
aldım, bunun faydasını gördüm. Her işimde iyi niyetli ve sabırlı oldum.
Dosta düşmana karşı eşit davrandım. Herkes, makam ve mevkisi ne olursa
olsun, kanunlara uymayı ibadet saymalıdır.
Komutan ve askerlere,
maddi ve manevi yardımı esirgemedim. Onlar da savaşlarda can vermede
tereddüt etmediler. Yirmi yedi ülkenin Hakanı oldum. Han elbisesini
giydiğim andan itibaren dur durak bilmedim. Gece, gündüz uyumadım.
Planlar hazırladım. Askerlerle komutanlar arasında isyan çıktığında
sabırlı davrandım, önem vermez göründüm. Ama asla ilgisiz kalmadım,
arasını buldum. Savaşta askerlerle birlikte düşman üzerine saldırdım.
Kenara çekilip rahatımı düşünmedim. Şöhretim uzak ülkelere gitti.
Adaletten asla ayrılmadım. İyilik yaptım, iyilik gördüm. Suçlulara,
suçsuzlara eşit davrandım. Kalp kazandım, adil bir şekilde hükmettim.
Disipline önem verdim. Ezileni,
ezenin elinden kurtardım. Suçluya ceza verdim. Suçsuzları korudum. Bana
karşı gelenleri, aman dilemeleri halinde affettim. Alimlerle, bilim
adamlarıyla sürekli istişare ettim. Onların dileklerini yerine getirdim.
İkiyüzlü, kötü fikirli, dalkavuk olanları yanımdan kovdum. Başladığım
işi azimle, sabırla yerine getirdim. Kırgınlık, öfke duygularına yer
vermedim. Dini, geçmiş Hakanların kanunlarını, ilim adamlarına sorup
öğrendim. Onlardan yararlandım. Bir devletin yıkılma ve yükselme
sebeplerini araştırdım. Ona göre hata yapmama yönünü tercih ettim.
Yanlışlara düşmemeğe özen gösterdim. Vergilerde adil davrandım. Rüşvete,
zulme fırsat vermedim. Bu bir mikroptur. Bulaştığı yeri yok eder. Halkın
derdini bizzat yakınen izledim. Büyüklere kardeşim, küçüklere evladım
gibi davrandım. Halkımın gelenek ve göreneklerine saygılı oldum.
Fethettiğim ülkelerin sevgisini kazandım. Halkın sevdiği kişilere görev
verdim. Kusurlu olanları derhal görevden aldım ve cezalandırdım.
İdareciler, askerler veya halk arasında zulüm yapanlar tespit
edildiğinde gereğini yaptım. Herhangi bir kabile, bey, benim toplumumda
ise, beylerine saygı gösterdim ve onurlandırdım. Benimle dost olanları
pişman etmedim. Her türlü yardımı karşılıksız bırakmadım. Özür
dileyenleri affettim. Benimle yakın dostluk kuranların hepsi benden
iyilik gördü. Hakan olmam, güçlü olmam, bu düşünceme engel olmadı.
İyilik eden, koruyan olmaya çalıştım. Oğullarım ve torunlarımın kan
bağına önem verdim. Onlar için kötü niyet beslemedim. Herkesi iyice
tanımaya gayret ettim. Leh ve aleyhime olanlarına bakmadım, askerlerime
daima saygı gösterdim. Düşmanımın sadık beylerine ve savaşçılarına
dostluk gösterdim. Onların savaş esnasında komutanlarını terk edip
yanıma gelen düşman, bana göre insanların en kötüsüdür. Toktamış Hanla
yapılan savaşta böyle bir olay oldu. Nefret ettim. Şimdi Hanlarına
ihanet edenler, yarın da bana ihanet ederler diye onlara hain, alçak
olduklarını söyledim. Tecrübemle şunu da öğrendim; dine inanmayan,
kurallarına uymayan bir devlet uzun zaman ayakta kalamaz. Ben devletimin
yapısını İslamiyet üzerine kurdum. Bu konuda yasalar koydum. Biri ordu
mensuplarına, diğeri sivillere olmak üzere iki kadı görevlendirdim.
Bunların görevi yanlışlardan korumaktır. Camiler, yollar, kervansaraylar,
köprüler yaptırdım. Adalet Nazırlığı kurdum. İslamı yaymak için
yasalarla birlikte devlet idaresine yeni kurallar koydum;
Han başkalarının görüşüne önem vermeli, adaleti gözetmeli, emir ve
yasaklar da kararlı olmalı, devlet işlerine yabancıyı sokmamalı,
kararından dönmemeli, ordu ve halk üzerinde etkili olmalı,
çevresindekilerden şüpheci olmalı, onları iyi tanımalı diye uyarıyorum.
Diyen Timur Han, o günlerde, bugünleri görür gibidir.
AKŞEMSEDDİNİN
ÖĞÜTLERİ
Akşemseddin Hazretleri, Fatih Sultan Mehmet Hanın hocası, bilim ve
gönül adamıdır. O, hayatı boyunca, hiç bir kimseye düşmanlık beslemeyen
bir veli zattır. İşte onun öğütlerinden bir demet;
1- Toprağa her türlü kötü şeyler atılır, onda hep güzel şeyler biter.
2- Her işe besmele
ile başlayın, temiz olun. Daima iyiliği adet edinin. Tembel olmayın.
Nimete şükretmesini bilin.
3- Hiç kimseye kızmayın, eziyet ve cefa etmeyin.
4- Uzun ömür isterseniz, başkasının kazancına haset etmeyin, kişileri
kötüleyip, haklarında atıp tutmayın. Senden üstün olanların önünde
yürümeyin. Dişinizle tırnağınızı kesmeyin. Ayakta pantolon giymeyin.
5- Çok uyumak rızkı azaltır. Gece uyanık olun. Yalınız yolculuğa
çıkmayın. Kendinizi methetmeyin, namahreme bakmak gaflet verir. Kimsenin
kalbini kırmayın
6- Düşen şeyi temizleyerek yerseniz, fakirlikten kurtulursunuz.
7- Daima edepli, hoş görülü, cömert olun.
8- Tırnağınızla dişinizi kurcalamayın. Elbisenizi üzerinizde dikmeyin.
Cünüp kimse ile yemek yerseniz size gam verir.
9- Yalınız evde yatmaktan sakın. Çıplak yatmak fakirliğe sebeptir.
10- Hiddet ve kin, gören gözleri kör eder.
11- Boş gezen zengin de olsa zarar eder. Huzura ermenin yolu: Az yemek,
az uyumak, halkla az konuşmak, Allahı sık zikretmek. diye buyurur.
FATİHİN VASİYETİ VE DUASI
Ben ki, İstanbul Fatihi aciz bir kul, Fatih Sultan Mehmet, bizatihi
alın terimle kazanmış olduğum akçelerimle satın aldığım İstanbul un
Taşlık mevkiinde bulunan, hudutları belli olan 136 adet dükkanımı
aşağıdaki şartlar gereği vakfı sahih eylerim. Şöyle ki; bu gayr-i
menkulümden elde edilecek gelirlerle, İstanbulun her sokağına ikişer
kişi tayin eyledim. Bunlar ki, ellerinde bir kap içerisinde kireç tozu
ve kömür külü olduğu halde günün belirli saatlerinde bu sokakları
gezeler ve yerlere tükürenlerin tükürükleri üzerine bu tozu dökeler ki,
günlük ücretleri yirmişer akçe alsınlar; diğer kalan paralarımı da
hastalara, yoksullara dağıtıla, zinhar hastalarımızı gıdasız
bırakmayalar. dedi.
Fatih Sultan Mehmet, Bizansın alınmasından hemen sonra, İmparatorluk
sarayını gezip incelediği sırada, zindanda yaşlı bir papazı gördü.
Yanına vardı ve ona; Efendi! Neden hapsedildin, suçun neydi? diye
sordu, Oda; Sultanım! İstanbul kuşatıldığı sırada İmparator beni
huzuruna davet etti ve bana; Aziz Peder! Türkler İstanbula girebilecek
mi? diye sordu. Ben de ilmime güvenerek Ona; Efendim ne yazık ki,
Türkler buraya hakim olacaklar dedim. İmparator hiddetlendi, işkenceyle
beni buraya hapsettirdi. dedi. Fatih bu olaydan oldukça etkilendi ve
papaza şu soruyu yöneltti; Aziz Peder! İstanbul, bir gün gelir de bizim
elimizden de çıkar mı? dediğinde Papaz; İçinizdeki fesatçılar,
düşmanlar, kendi çıkarlarını düşünüp, devleti soymaya kalkarlarsa ve
birde taşınır, taşınmaz mallarını yabancılara satıp, onlardan medet umar
duruma düşerlerse, o zaman İstanbul bir başkasının eline geçer dedi. Bu
söz üzerine Fatihin tüyleri ürperdi ve oracıkta dizlerinin üzerine
çöktü, ellerini açıp Ya Rab! Ülkemde böyle fesatçılara, devlet
düşmanlarına fırsat verme. Onları gazabına uğrat, birlik ve
beraberliğimizi bozma diye niyazda bulundu. Burada, papazın sözlerini
ve Fatihin duasını, aklı selim olan bu günün insanı, bir kez daha
düşünmelidir.
KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN IN LALASI GAZİ BALI BEY E ÖĞÜTLERİ
Kanuni Sultan Süleyman, Zigartvarda on üçüncü seferi sırasında 7 Eylül
1566da vefat etti. O, iyi bir komutan, teşkilatçı devlet adamı ve
ediptir, ileri görüşlü, ömrü seferlerde geçen, 46 yıllık saltanat
tecrübesi olan güçlü bir devlet adamıydı. 1526 senesinde kazanmış olduğu
Mohaç Meydan Savaşında, Macar ordusunu tamamen yok eden, Gazi Balı Bey,
bu başarısından dolayı Beylik alameti olan iki tuğu üçe çıkarılmasını,
Kanuniden talep etti. Bunu üzerine Kanuni Sultan Süleyman, Balı Beye
öğüdünde: Yadigarım, muhterem Lalam, Gazi Bey! Her iyiliğin kaynağı
adalettir. Adil olmayanın elinden çıkan iş, kötü iştir. Peygamberimiz:
Bir günün adaleti, yetmiş yıllık ibadetten üstündür buyururlar. Öyle
insanlar vardır ki, ellerinde fırsat yok iken Salih, fırsat geçince de
Nemrut kesilirler. Sen tecrübenle onların halini anlayasın. Berhudar
olasın. Yüzün ak olsun. Bizden bir tuğ istediniz. Henüz terfi zamanınız
gelmedi. Serasker olduğun yerlerde, yetkili bulunduğun bölgelerde, zulüm
ve düşmanlıktan sakınasın. Hizmetinde kullandığın adamların dış
görünüşlerine aldanmayasın. Mala, mülke fazla sevgi göstermeyesin.
Nefsine gurur getirmeyesin. Askerlerin ihtiyarlarını baba, orta
yaşlılarını kardeş, gençlerini oğul bilesin. Babalara hürmet edesin,
oğullara şefkat gösteresin. Askerlere zorluk vermeyesin. Eğer hazinen
tükenirse, masrafım yetmez diye endişe etmeyesin. Sana bir iki bin kese
göndereyim. Fakirleri düşünesin, onlara ağır görev verip incitmeyesin.
Şiddetten kaçınasın ki, bizim halkımızı rahat görüp, küffar halkını
imrendiresin. Fukaraya, şefkat ve muhabbetle hayır kapılarını açasın.
Dürüst insana görev veresin.
İmdi ey Gazi Balı! Sana öğüdüm odur ki, atın yürüğünü, kılıcın
keskinini, beyin bahadırını saklıylasın. Allah Telala, yolunu açık,
kılıcını keskin etsin dedi.
KEÇECİZADE MEHMET FUAT PAŞA NIN VASİYETİ [1815-1869]
Fuat paşa;En kuvvetli devlet, bizim devletimizdir. Zira siz dışardan,
biz içerden yıkmaya çalışıyoruz, yinede yıkılmıyor diyen Türk
diplomatıdır. Bu sözleri; yabancı sefirlerle yapılan bir toplantıda,
büyük devletlerin gücünden söz edildiği sırada, Osmanlı devleti bitti
diyenlere karşı sert tepkidir.
Mehmet Fuat Paşa, zeki ve zarif bir devlet adamı idi. Çok çalışkan ve
başarılı olduğu için Hariciye Nazırlığına getirildi. Açık fikirli
olduğu için Sadrazamla ters düştü ve görevinden ayrıldı. Ali Paşa
sadaret makamına gelince, yeniden Hariciye Vekaletine atandı. Açık sözlü
olmanın bedelini azledilerek ödedi. Bu gidiş, geliş tam altı kez oldu.
O, vatanını çok sevmektedir.
Fuat Paşa zayıf, seyrek sakallı, uzun boylu, güzel konuşan, hazır cevap,
iyi giyinen, biriydi. 54 yaşında olmasına rağmen 80 yaşında görünüyordu.
Birden hastalandı, Fransaya tedavi için gitti. Vefatından iki gün önce,
hasta yatağında Sultan Abdülaziz Hana hitaben gönderdiği mektubunda:
Hünkarım! Şurada yaşayabileceğim birkaç gün yada birkaç saatim kaldı.
Size önemli bir konuyu arz etmek istiyorum. Bu kağıt parçası huzuru
Alinize sunulduğunda, ben bu dünyayı terk etmiş olacağım. Sözüm sana
sadakatimdendir. Yüce Allah sizi şerefli olduğu kadar, tehlikeli bir
vazife ile görevli kılmıştır. Çevrenizde olan tehlikeleri görmeniz ve
düşünmeniz gerekir. Vatansever geçinen bazı cahiller, modası geçmiş
fikirlerle çevrenizde tehlike arz etmektedir, bunu bilesiniz. Bana
dinsiz diyenler, dini anlamayan, istismarcılardır. Büyük dinimizi
terakkiye mani diyenler, şuursuz ve cahil kimselerdir. Ben deniz
İslamın özünü inceledim. Müfterilere inanmayın. Gerçek hakim olan,
ilahi huzura çıkmak üzereyim. Bu dünyayı terk etmek için hazırlanıyorum.
Padişahıma, memleketime, dinime karşı nankörlük etmeyeceğimi bilesiniz
Yanınızda gerçek dost, vatansever, Osmanlı hayranı, vatanını devletini
canından daha aziz bilen, hakanına bağlı, Ali Paşaya güveniniz. Bu
devleti cahil insanların yönetimine bırakmayacağınıza inancım tamdır.
Gayrı Müslim milletlerden olan paşalarımızın kimler olduğunu siz
biliyorsunuz. Ermeni, Musevi, Hıristiyan, kökenlilerdir, özellikle
Kostantiniye, Yahudi ya da Ermeni devleti için gizli çalışmalar
yapılmaktadır. Onlar arasında eşitlik prensibi ile idare edilirse isyan
önlenebilir. Maarif çöküntü içindedir. Büyük dinimizin yüksek
hükümlerinin aksine, bizde maarif ağır aksak gitmektedir. Çok değerli
müderrislerimiz vardır. Onlardan yararlanmak gerekir.
Ben deniz bu hizmeti yerine getirmeyi başaramadım. Bu uğurda birçok
engelle karşılaştım. Bana dinsiz damgası basanların hilafına, kurallara
uyarak, İslamiyetin haşmetini korumağa gayret ettim.
Artık titreyen kalemimle, fazla yazamaz oldum. Dünyayı terk etmeğe
hazırlandığım şu anda, iyi niyetimi, düşüncelerimi, dikkat-i nazarınıza
almanızı, zatı Hümayununuzdan talep ve istida ederek sözlerime son
veririm diyerek mektubunu bitiriyor.
Bu tarihi gerçekleri bilmeden, yarınlarımıza güvenle bakmamız yanlış
olur. Doğuda Eğitim Gönüllüleri, ya da Barış Gönüllüleri adı altında,
Hizbullahı din gibi gösterip, dün olduğu gibi bugün de, Türkiye
Cumhuriyeti Devletini parçalamak niyetiyle, isim değiştirerek aynen
devam etmektedirler. Bu konuda millet olarak duyarlı ve uyanık olmalıyız
diye düşünüyorum.
LOKMAN HEKİMDEN OĞLUNA ÖĞÜTLER
Lokman Hekim, Davut Peygamber döneminde yaşayan, hikmetli sözleriyle,
hekimliği ile bilinen bir bilim ve gönül adamıdır. Doktorların da Piri
olarak tanınır. O, doğru sözlü, emanete riayet eden, gereksiz söz ve
işleri yapmayan, hiçbir zaman ölümü aklından çıkarmayan, yeme, içme
konusunda boğazına itina eden, haramlardan sakınan, yaptığı iyilikleri
ve dostlarından gördüğü kötülükleri unutan bir veli kişidir. O, oğluna
diyor ki;
Ey oğul! Dünya derin deniz gibidir. Çok insanlar onda boğulmuştur.
Senin gemin takva, yükün iman, işin tevekkül olsun. Umulur ki,
kurtulursun. Sakın akılsızlarla inatlaşma, toplantılarda gösteriş için
ilim öğrenme, ihtiyacım yok diye ilimden uzak durma.
Ey oğul! Horoz senden daha akıllı olmasın. O her sabah erken kalkar,
görevini yapar da sen uyursan olmaz. Bir de seçilmiş insanlara karşı
gelme, kötülerle dost olma, insanlara öğüt vereceğim diye kendini
unutma. Sonra mum gibi çevreni aydınlatıp, yanar gidersin
Ey oğul! Yalandan sakın, yoksa itibarın sarsılır, şerefini ve makamını
kaybedersin. Kötü huydan korun, sabırsız olma, yoksa dost bulamazsın.
İşini severek yap, sıkıntılara katlan, insanlara iyi davran. Ey oğul!
Üzüntüyü terk et, kalbini serin tut, başkasının servetine göz dikme,
kazaya rıza göster, kanaatkar ol, çünkü dünya geçici ve kısadır.
Pişmanlığı yarına bırakma, ölüm ansızın gelebilir.
Ey oğul! Susmakla pişman olmazsın. Söz gümüş ise, sukut altındır. Helal
lokma ye. Bir işe başlamadan önce bir bilene danış. Yanlış yaptığında
kusurunu kabul et, ondan hemen dön. Eğer ölümden şüphe ediyorsan, hiç
uyuma. Uykudan uyandığın gibi, öldükten sonrada dirilmek haktır.
Ey oğul! Helal kazançla yoksulluktan korun. Merhamet eden, merhamet
bulur. Susan huzura kavuşur, hayır söyleyen kar eder, kötü konuşan
yanlış yapar, diline sahip olmayan pişman olur, tembellik eden onun
bedelini ağır öder.
Ey oğul! Hiç kimseyi küçümseyip hakaret etme. Hayada, helal mal kazanıp,
cömertlikte yarış yap. Kibirden, inkardan, cimrilikten, kötü ahlaktan
uzak dur. Sakın başkalarının ayıbını araştırma.
Ey oğul! Bu öğütler bir dağa verilseydi, dağ yarılırdı, parça parça
olurdu. demektedir
LOKMAN HEKİM
ÜNLÜ TÜRK BİLİM ADAMI İBNİ SİNA
Yıllarca Avrupa nın örnek aldığı dünyaca ünlü tıp kanunu eserinin
sahibi İbni Sina, 980 yılı Ağustosunda Buhara da dünyaya geldi. O öpeöz
bir Türk alimidir. O henüz 10 yaşında iken Kuran-ı Kerimi ezberledi.
İlköğrenimine Buharada başladı. Değişik hocalardan matematik, fizik,
kimya, felsefe, mantık, kelam, tıp dersleri aldı. Durmadan, yorulmadan
okudu ve yazdı. Bir ara metafiziğe ilgi duydu. Takıldığı yerlerde ünlü
Türk Felsefecisi Farabinin eserlerine başvurdu. Gençlik dönemlerinde
İslamın zıttına verdiği bazı kararlardan dolayı tepkiler aldı. Onun
hayatını incelediğimizde; tıp dalında olağanüstü keşifler yaptığını
birçok hastalığın teşhis ve tedavisinin mucidi olduğunu, medreselerde
öğretmenlik yapıp, birçok yerli ve yabancı öğrenci yetiştirdiğini
görüyoruz.
İbni Sina, hayatla mücadele ederken, korkunç kasırgalar önünde
sürüklenmesine rağmen yılmadan, usanmadan mücadele etmiştir. O büyük bir
filozof, tıb tabibi, güçlü bin mantıkçı, derin bir müsbet ilim
erbabıdır. Yazdığı eserlerden dolayı soruşturma geçirmiş, hapse
atılmıştır. Ahlaken mazbut, engin bir insan sevgisiyle hizmeti ibadet
sayan bir bilim adamıdır. Kazandığı servetinin tamamını hayır işlerine
harcamıştır. Ölümüne kadar her gece yüz rekat namaz kıldığı, her üç
günde bir Kuran-ı Kerim hatmettiği bilinmektedir.
Üstadın yazdığı Tıp Kanunu ve diğer eserleri Latinceye, İngilizceye,
Fransızcaya, Almancaya çevrilmiş ve defalarca baskısı yapılmıştır.
Modern tıbbın öncülüğünü yapan İbni Sinanın eserleri bugün bile kaynak
olarak gösterilmektedir.
İbni Sina 1023 tarihinde Sultan Abdütdevle Ebu Caferin yanında, onun
himayesinde görevini sürdürmüştür. 21 Haziran 1037 yılında hastalandı,
hayata gözlerini yumdu. Bu büyük tıp alimi İbni Sinanın çeşitli
hastalıklarda şifalı bitkileri ilaç olarak kullandığını dair Onun Tıp
Kanunu kitabından alıntı yaparak okurlarımızın bilgisine sunacağız.
Umarız faydalı oluruz
İbni Sinanın sağlıkla ilgili öğütleri
Büyük üstad İbni Sina, tıp ilmini şu güzel sözler ile açıklıyor;
Yediğin vakit az ye! İki yemek arası en az dört saat olmalı! Şifa
hazımdadır. Hazmedeceğin kadar ye! Mideye ağır gelen şeyden, yemek
üstüne yemek yemekten sakının!
Çok yemenin zararları
1- Çok yemek kalbe yük getirir.
2- Tok olan, acın halinden anlamaz.
3- İbadeti yerine getirmede zorlanır.
4- Güzel bir söz işitse, onu etkilemez.
5- Kendi güzel söylese, kimseye tesiri olmaz.
6- Her türlü hastalığa açık olur.
|
|